Alikarduxos's Blog

Bêjenasîya zimanê Kurdî

ÖCALAN FENOMENİNİN TEORİK AÇIKLANMASI

ÖCALAN FENOMENİNİN TEORİK AÇIKLANMASI

MÜCADELENİN YÜKSELİŞİ VE DÜŞÜŞÜ

Tabiattaki tüm kanunlar toplum için de geçerlidir. Tabiattaki kanunlar topluma da uygulanır.

Tabiatta bir kanun vardır. Tıpta da uygulanır.
Adı: “omio patitiki”.
“Omio” aynı veya benzer demektir. Bu kelimeyi h-omojen kelimesinden biliyoruz. Anlamı “omo” yani AYNI demek. “Path” ise buradaki anlamı hastalık.

Tıpta uygulanan bu tedavi biçimidir. Bir hastalığı, onu doğuran AYNI olgu ve maddelerle tedavi etmek demektir.

Pratik tadavi biçimidir.
Hastaya, hastalığı doğuran nesneyi azar-azar vererek, bağışıklık kazandırmayı içerir.

Bir hastalığa neden olan aynı özle, o hastalığa karşı savaşılır.

Mesela azar-azar zehir yenerek, aynı zehire karşı bağışıklık kazanılır. ( Pontus kralı Mithridatis’i hatırlayınız). Zehirlenmeye karşı zehir ile tedavi. Yani “omiopathitiki yöntemi”.

***
Bazı Örnekler

erakom_1

  1. Ben küçükken köyümüzde çekirdeksiz ve çok lezzetli bir karadut türü vardı. (Bakınız resim) Çocukken bu dutun olgunlaşmasını sabırsızlıkla beklerdik. Başlangıçta beyaz renkteki dutlar, yavaş yavaş mor bir renk alır ve daha sonra da mosmor bir renge bürünerek olgunlaşırlardı… Köyün bütün çocukları toplanır dut yemeye giderdik. Yemesi güzel de, yedikten sonra en dikkatli bir biçimde yiyenlerin bile eli, ağzı-yüzü bu dutun kolay kolay çıkmayan boyasıyla boyanırdı. Elimiz ağzımız hatta elbiselerimiz mosmor olurdu.

Karadut’un bu boyası, sabunla yıkamakla çıkmazdı. Elimizden bu boyaları çıkarmak için, yanlızca köylülerin bildiği bir yöntemi uygulardık. Bu mor lekeleri gidermek için, aynı dutun kendisinden yararlanırdık. Dutun yaprağı ile henüz olgunlaşmamış, ham ve beyaz dutları avucumuzda ezer birbirine sürerdik. Su ile karıştırılınca sabun gibi köpük verirdi. İşte bu köpük elimizdeki mosmor boyaları giderebilen tek maddeydi.

Aynı dutun kendisini kullanıp, elimize bulaşan dut boyalarını gidermiş olurduk.

  1. Biliyorsunuz yağ lekesi sabunla giderilir, sabun da yüzde yüz yağdan yapılır. Yani yağı yine AYNI özle, yağ ile temizleme metodu.

  2. üzerimize dökülen petrol lekesini yine yüzde yüz petrolden elde edilen benzinle siler temizleriz. Petrol lekesi ancak petrolle çıkar.

  3. vücudumuzdaki yanık yerleri yine aslında yakıcı olan diş macucunu kullanarak, üzerine sürerek tedavi ederiz. Vs. Yanık yerin üzerine başka bir yanıcı madde sürmek bir tedavi yüntemidir. Ve bu yüntemlerin tümüne omiopatitiki diyoruz. Tabiatta görüldüğü gibi farkında olmadan uyguluyoruz. Yunanlı bir arkadaş omiodinamiki dersek daha doğru olur dedi. DİNAMİK “güç” ve “kuvvet” demek. Yani bir güce karşı “AYNI GÜCÜ” kullanarak tedavi etme yöntemi …

    Aşı yapmak yakalanmak istemediğimiz hastalığın mikrobunu kontrollü olarak vücuda vermektir.

Tabiattaki kanundur. Bir ‘hastalık’ veya bir “patisi’ ye” karşı yine o hastalığı doğuran özden yararlanılarak mücadele edilir, bu kanun, toplum için de geçerlidir. Aşı da böyle birşey.
Kürd ulusal yükselişine karşı bu yükselişi durdurup temizleyip imha etmek için yine o “hastalığı” yaratan özü kullanılması sözkonusudur. TC’nin Kürdlere uyguladığı yöntem de budur.

Kürd ulusal hareketinin yükselişinde Öcalan’ın rolü büyük ve belirleyicidir. TC’ye göre Kürd ulusal bilincinin yayılışı tehlikeli bir hastalıktır. İşte bu hastalık yine o hastalığı doğuran geliştiren kişinin bizzat kendisinin esir edilip kullanılmasıyla ancak tedavi edilebilir; uygulanan yöntem budur. Çünkü TC’ye göre, Kürd ulusal uyanışı sadece ve sadece bu uyanışı gerçekleştiren lider kullanılırsa durdurulabilinirdi.

Öcalan’a sıradan bir tutuklu gibi davranıldığını sanıp, onun bu omiopatitik yöntemde çok bilinçli ve kontrollü olarak kullanıldığını bilmemek, düzeysizliktir.
***

Bir gün gelecek devlet bize: siz kendi kendinize açlık grevleri yapıp “tutuklu başkanımızla görüşmek, onu dinlemek istiyoruz” dediniz. Biz de izin verdik. Başkanınız da size bir mektup verdi ve siz de kuzu gibi bu mektuba uydunuz. Bizim size verdiğimiz tek söz yoktur. Bu mektupla bir alakamız yoktur. Biz sizinle hiç anlaşmadık ve anlaşma yapacağımıza dair bir açıklamamız da yoktur. Aksine siz mektubu götürürken biz Kandil’i savaş uçaklarımızla bombaladık. Anlaşsaydık bunu yapar mıydık? diyecektir.

Yine TC: Siz ateşkes ilan edince biz Cemil Çiçek’in ağzından sizi imha edeceğimizi bile size söyledik(*). Anlaşma bunun neresinde?. Başkanınız çaldı siz oynadınız, “-bize ne!” diyecek.

Demek istediğim, Öcalan’a mektupların işkence altında yazdırıldığı da barizdir. Öcalan her görüşmesinde bir işkencecisinin bakışları ve kontrolü altındadır. İmralı’da tutuklu olmak, normal bir cezaevinde olmak demek değildir. Öcalan da sıradan bir tutuklu değildir. gerekirse 500 gün kimseyle görüştürülmemektedir.

Öcalan’a yapılan muamele bir Mandella’ya yapılan muamele değildir. Sıradan bir tutuklu değildir. Mücadelenin bastırılması için 500 gün Öcalan’a ne yapıldığı bilinmemektedir. Hiçbir uluslararası heyet Öcalan’ı kontrol etmemiştir. TC doktorları ise hergün Menderes’e yaptıkları gibi “tıp ve tedavi” adı altında işkence etmektedir. (Ki Menderes onlardan biriydi. Menderes Yunanlılara karşı Calal Bayar ve M. Kemal’e bağlı çetenin içinde dağda savaşan biridir. Buna rağmen kendisine işkence edildi).

Öcalan’a yaptıkları bir gazetecinin deyimiyle “yaptıklarının hergün burnundan fitil-fitil” getirtilmesidir.

Mesela Öcalan’la BDP’nin görüşmelerini garantileyen TC yetkilileri, “görüşmelerde senin durumunla ilgili hiçbir soruya cevap vermeyeceksin” demektedir. Bu konudaki sorulara “-Sert çıkacaksın; soranları azarlayacaksın. Aksi halde 500 gün yatağa bağlanır uykusuz bıraktırılırsın.. seni doktor hergün muayene eder ”… denmektedir.

***
Devlet dışarıdakilerin de Öcalan’ı dinlemeleri için gerekli tedbirleri almıştır.

Dışarıdakilerin açıklama yapmamalarını sanki görüşmelerin sağlıklı yürütülmesi için gizlilik kurallarına uydukları olarak sanmayın.
Devletle Kürdler arasında hiçbir görüşme yoktur.. (Menderese yapılanlar konusunda bilgileniniz. Öcalan’ın Sakine Cansız’a söylediklerini dinleyiniz. Sakine Cansız’ın neden katledildiğini düşününüz).

Devlet defalarca bizi Öcalan’ın mektubuna uyup gücümüzü tasfiye etmemiz için teşvik etmiştir ama kendisini bağlayıcı hiçbir açıklama yapmamıştır.

Mesela meclisten bir kanun geçecek ve çekilmelerei meclis onaylayacak denmesi. Sadece ve sadece çekilmeleri devletin tek taraflı teşvikidir. Ama sonuçta:

-Siz çekileceğiz dediniz biz de izin verdik veya karışmadık. Anlaşma bunun neresinde? .

Bu durumda Kürd Ulusal Kurtuluş Ordusu içinde insiyatifi ele alacak birilerinin çıkmamasına şasıyorum ve bunu devletin, Kürd Ordusunu Öcalan eliyle ve sözde tehdidiyle denetimine bağlıyorum… Kürd ordusu Öcalan’ın, Öcalan’ın kendisi de işkencecisinin insiyatifindedir.

Mesela birisi çıkar da “hayır Öcalan kendi insiyatifiyle konuşuyor ve devletle anlaşmış derse;
“-Madem ki iki taraf anlaşmış; devlet, nasıl olur da anlaştığı bir lideri serbest bırakmıyor” diye sormamız yeterlidir.

Esir Öcalan da bizim bu halimize acıyordur:
“- Bu devleti bu kadar mı tanıyorsunuz?”, diye hayıflanıyordur ancak en büyük suç iradesizleri bu partinin başına getirmekte direttiği için en büyük suç yine kendisindedir…

Buna rağmen “ne hali varsa görsün diyemiyoruz”. Böyle demek vicdansızlıktır. Öcalan bu mücadeleyi çok büyük emeklerle bu hale getirdi ama şimdi çorbacıların elinde kepçe ile telef edilmektedir. Öcalan, yanlış yöntemler bile kullansa ulusal mücadeleyi damla damla biriktirip bir dicle bir fırat haline getirecek kadar emek verdi…

Öcalan tamamıyle serbest olana kadar dinlenilmemelidir. İnsiyatifi PKK ele almalıdır.

Şu anda Sakine Cansız sağ olsaydı bu yazıyı ilk beğenenin de o olacağından zerre kadar bir şüpheniz de olmasın. Vurulmasının sebebi de TC ve Genel Kurmaylıkça tek insiyatif alacak birey olarak değerlendirildiğindendir.

Ali Karduxos 24 Mart 2013-Atina.

——————————————————————————
(*) Cemil Çiçeğin dünkü açıklaması (23 Mart 2013):
“Türkiye dışına çıkanlar ne yapacak? O konunun iyi izlenmesi lazım. Ben o kadarını söyleyeyim. Bir örgüt eylem yapmadığı zaman uzun süre ayakta kalamaz. Örgüt olmaktan çıkar. Çünkü bu insanların işi bu, adam öldürmek, sabotaj yapmak, bunlar piknik yapmaya dağa çıkmıyor ki, belki çatal kaşık bilmiyor ama silah biliyor, bomba koymayı biliyor, adam öldürmeyi biliyor, buna göre yetişiyor. Bir ay iki ay eylemsiz; ne yapacak ondan sonra? Bunların süratle dağıtılması gerekiyor. Bunlar ayrı bir planlamadır” dedi. Çiçek, “Nihai hedef olarak Kandil’in dağıtılması mı lazım?” sorusuna ise, “Tabiatıyla, yani bu zaten aşama aşama olacak. Bu süreci götürenler ‘yarın sabah’ bitecek demiyor”

Advertisements

Δεκέμβριος 11, 2016 - Posted by | YORUM / ŞİROVE

Δεν υπάρχουν σχόλια.

Σχολιάστε

Εισάγετε τα παρακάτω στοιχεία ή επιλέξτε ένα εικονίδιο για να συνδεθείτε:

Λογότυπο WordPress.com

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό WordPress.com. Αποσύνδεση /  Αλλαγή )

Φωτογραφία Google+

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό Google+. Αποσύνδεση /  Αλλαγή )

Φωτογραφία Twitter

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό Twitter. Αποσύνδεση /  Αλλαγή )

Φωτογραφία Facebook

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό Facebook. Αποσύνδεση /  Αλλαγή )

Σύνδεση με %s

Αρέσει σε %d bloggers: