Alikarduxos's Blog

Bêjenasîya zimanê Kurdî

28 Şubat 2017, facebookta yazdıklarımdan

Çölaşan’ın konuşturulması
HAYIR denmemesi içindi. Referandumda HAYIR denmemesi içindi.

Erdoğan’a destek için bir müdahale idi.

«Erdoğan’dan daha kötüleri var».. deyip «Erdoğan onlara nispele daha iyidir» düşüncesini sokuşturmak için konuşturuldu.

İsmi var; ama cismi ve fikri yok Kürd partileri de oyuna geldi.
Tüm küçük partiler Nusaybin’i bıraktı Emin Çölaşan’ı adam yerine koydu.

Şimdi de oyunun «Emin Çölaşan’a HAYIR diyen Erdoğan’a EVET desin!» ikinci sahnesi başladı.

Üçüncü Dünya ülkelerinde, katliamcı faşist diktatörlerce yapılan referandumlar, hile, terör, demagoji , aldatma, yalan ve oyunlarla doludur.

Ali Karduxos, 28 Şubat 2017-Atina

(doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar. Ama Atina’dan kovmak biraz zor)

 

 

Φωτογραφία του Ali Karduxos.

Ali Karduxos Alın size bir Erdoğan ajanı: Beşir Kurdi

Ali Karduxos Kürd bayrağını «savunan» erdoğan ajanı.

Ali Karduxos Şimdi sıra Erdoğan ile Hürriyet kavgasına geldi. Bu da olursa artık apolitik kürdü kandırabilecekler. Bunlar hep referandum puştluklarıdır. Kürd partilerinin bunu yutması çok kötü. Tüm partiler birleşip HAYIR diyemedi ama Çölaşan denen üç kuruşluk bir faşist için ortak bir bildiri çıkardı. Ama bu bildiriyi çıkarttıranlar biraz acele ettikleri için PAKURD amblemi de koydular. (yanlışlık olmuş canım…)

Ali Karduxos Erdoğan rakiplerine kemalistler deyip kürdleri kandırma projesi AK PARTİ projesiydi. Şu an ikinci sahnesindeyiz. İlk teorisyenliğini de Buruldaya yaptırdılar. Erdoğan 2017nin en iyi kemalistidir. İnanmayan Nusaybin’e ve Şırmağa baksın.

FOTO: İŞTE KEMALİZM

Φωτογραφία του Ali Karduxos.

Ali Karduxos FOTO: İŞTE KEMALİZM

Φωτογραφία του Ali Karduxos.
Ali Karduxos FOTO: İŞTE KEMALİZM

Φωτογραφία του Ali Karduxos.

Ali Karduxos Beşir Kurdi ve Emin Çölaşan aynı projeye hizmet eden iki kişidir.

Ali Karduxos Bu sabah şunları yazmıştım. Yazarken de  Beşir gibilerini kastetmiştim:

«Güney Kürdistanı savunduğu halde HAYIR diyemiyenler Özgür Güney Kürdistan adını kullanarak Kürd ulusuna karşı bir suç işliyorlar«. NOKTA.

Ali Karduxos BU RESİMLERDEKİ KATLİAM VE KATASTROFU YAPANLARA HAYIR DİYEMİYORSANIZ, SİKTİR OLUN EVİNİZDE OTURUN! BİR ULUSUN GAZABINI ÜSTÜNÜZE ÇEKMEYİN!

Φεβρουαρίου 28, 2017 Posted by | 1, YORUM / ŞİROVE | Σχολιάστε

Kürd Medeniyeti

kurd-kulturu-da-dar-dan-nan-kulturudur-pdf

Φεβρουαρίου 27, 2017 Posted by | 1, pirtûkxane | Σχολιάστε

Esir bir lideri dinleyen de, ona küfreden de aynı suçu işler!

xebat-cotyar1

 

xebat-cotyar-2

 

Xebat Cotyar! bir insanı esaretlik şartlarında dinleyip ona söyletilenleri uygulayıp kanla canla fedakarlıkla bağımsızlık ve özgürlük ruhuyla yaratılan değerlerin tasfiyesi, ne kadar büyük bir suçsa, 15 yıl iyi kötü bir özgürlük hareketinin liderliğini yapmış birine hapisteki tutukluluk şartlarında söyletilenlerden dolayı küfretmek ve ona göre değerlendirmek aynı dercede büyük bir suçtur. AYNI SUÇTUR… Esir bir liderin talimatlarına uymak tüm dünyada savaş suçudur. Tüm dünya aptal da biz mi sadece akıllyız. Mesela Yunan ordusunun tüzüğünde esir bir komutanı diğnleyen ve talimat alan savaş suçu işlemiş sayılır. Bu Dünyanın tüm ordularında böyledir. KCK ve Kürdler hariç. Öcalanı eleştireceksen 1999 Şubatından önce yaptıklarıyla eleştireceksin!. Bunun dışında sen de mücadele tarihine küfrediyorsun sayılır. İçeride onun yerinde sen de olsaydın ben de olsaydım aynı şeyleri söylemek zorunda kalacaktık. Ona ne yapıldığını nasıl söyletildiğini bilmiyoruz. Devlet onu boşuna ta Kenya’dan canlı olarak alıp getirmedi. İstese bir Kenyalı’ya 1000 dolar verir vurdurturdu. Ama ille de canlı yakaladı. Çünkü esir adamı dinleyecek kadar insiyatifsiz ve kişiliksiz bireylerin PKK nin başında olduğunu biliyorlardı. Bu plan yani onu canlı yakalama planı 1992 de düşünüldü. 1996’da son şekli verildi. Yani Esir bir adamı dinlemek onun özgürce konuştuğunu iddia etmek demektir. TC cezaevlerinde tam bir özgürlük var demektir. Bu da bir savaş suçudur. Hatta devleti savunmaktır. Bunun tersi gibi görünen ama aslında aynı şey olan ESİR BİR LİDERE KÜFRETMEK DE AYNI SUÇTUR. Çünkü sen küfrederken onun özgür iradesi ile konuştuğunu iddia etmiş sayılıyorsun. (bu konuyu biz 17 sene önce tartıştık ve bitirdik. Hatta esir liderlere örnek olarak Çün İmparatorunun esir veya rehine alınıp nasıl Japonlarca kullanıldığını yazdık. Ayrıca Sebatay Sevi’nin esir edilip kullanılmasını yazdık. İspanyolların Amerikayı keşfettikten sonra  esir olan kızılderili lider Montezuma’yı nasıl kullandıklarını yazdık (bakınız google Montezuma).  Türkiye’den örnek olarak da A.Menderes’e yapılanları örnek verdik. Esir bir insanı dinlemek de, ona küfretmek de aynı suçtur. O esir adamın esaretlik koşullarında söyledikleri – söyletilenleri- dinlemeseydik bugün bu yapı dimdik ayakta değil miyid? Bana 1999 Şubatından önce «Apo ajandır» diyen birini gösterebilirsin ama bir örgüt ve gurup gösteremezsin. Daha da saygılı olmaya çağırıyorum. Esire saygı. bir ulusun binlerce fedakarına saygı, iyi kötü bağımsızlık mücadelesine saygı gerek. 1984-1999 bizim tarihimizdir. İşgalciye karşı silahlı mücadele tarihimizdir. (Vaktiyle bunu İ. Beşikçi de dealarca yazmıştır. Hatta 33 askerin PKKlilerce kurşuna dizlmesini bile İçoğlan K. Burkay devletin suçu olduğunu ve PKKnin kendisini savunduğunu yazmıştır. Bugun Burkay Güçlü veGülmüş gibilerinin ona ajan demesine bakmayın!. Yeni nesilde bu düşünceyi onu esir alan devlet yarattı). Suçlu ona küfredenlerdir. Ama bugün ona küfredenler bu devlet karşı 10 kişiyi bile donatıp devlete(işgalciye) karşı savaştıramamaıştır. Bir toplumda bir şeyi savunan bir kişi, iki kişi bulunur ama bir gurup yani %1i oluşturan bir gurup bulamazsınız. Sosyaolojik kanunlar var. Bana Öcalan devlet ajanıdır diyen ve Kürd toplumunda %1 lik bir orana sahip bir gurubu (1999 öncesi) gösterebilir misin?. Aslında senin bu ajan demen devletin 17 yıllık çabasının ve KCK nin 17 yıllık ihanetinin sonucu şekillediğinin farkında mısın?.

 

xebat-cotyar-3

Xebat arkadaş yaşına bakmadım ama 1999 yılında Esir olan Öcalan işkence tecavüz ve hakaretten hatta idamdan kurtulmak için gurup teslimlerini istedi..

Kandil’deki bugunkü KCK’liler bunu kabul ettiler ve gurup teslimleri olduğu gibi Kürd gençleri devlete kırdırıldı. Senin benim gibi binlerce insanın anası ve babası yavrusunu yitirdi. Hepsi de bağımsız bir Kürdistaniçin savaşan yurtsever tabandı. Benden senden fedakarlardı. Bana o dönemde Gerillayı kanınızla kurdunuz, gerillayı çekmeyin, ve kırdırmayın diyen bir kürd parti veya gurup lideri göster!

KCKnin suçunu  esir birine yüklemek  sadece eski gurupsal bir kindir.

Apo niye bir örgüt kurup milyonlarca tabana sahip oldu diye  şu burnundan kıl aldırmayan  adı gurup lideri ama özünde elinden bir iş gelmeyen  yeteneksilerin işidir.

Öcalanı küçülterek büyüyeceklerini sandılar.

Halbuki Öcalanı ne kadar küçük düşürürsen düşür sen büyüyemezsin. Sadece 15 yıllık direniş tarihini silersin. Bunu da devlet istter.

Devlet için bir direnişi bvastırmaktan daha zor olan  o direnişin tarihini sildirmektir.

Bunu Şeyh Said  ayaklanmasında «Şeyh Said  İngiliz ajanıdır diye  sola «demokratlara», «anti emperyalist zırtolara» sokuşturdu. Amaç neydi? . Amaç, Şeyh Said asıldıktan sonra  onun mücadelesine sahip olunmamasıydı. Amaç, Onun adını ağızlarına almaya  utananan bir nesil yaratmaktı. Ve bunu iki nesil boyunca becerdi de. Ta ki PKK  gerilla savaşını başlatana kadar Şeyh Said ismi  bir «emperyalizm uşağı» , «kürdlerin  adını lekeleyen bir hain», «gerici»  olarak gürülüyordu. Devletin Şeyh Said’i asması devlet için bir başarıdır. Ama asıl başarısı onu yeni nesle böyle  bir kişilik olarak sunup onların  sahip  çıkmasını engellemesidir. En büyük başarısı  yeni nesli Şeyh Said ayaklanmasına sahip çıkmasının önüne geçmektir. Şeyh Said direnişinin tarihini yeni neslin kafasından silmesidir.

İşte bugün aynı durum sözkonusudur.

Bu kez aynı durum Öcalan»a yapılyor.

1978’li yılları bugünkü gibi sayma. Bugün Kürd mücadelesinin milyonluk bir tabanı var. 1978 öncesi  öğrenciler arasında bile ben kürdüm diyene raslayamazdın. «milliyetçi» diye suçlanırdın. Bizim yurtta kürdce konuşamız bile milliyetçi damgasını yemeye antiüsosyalist damgasını yememize ve dolayısıyla yalnızlaşmamıza neden oluyordu. Taban yoktu.

Bana 1985 öncesi KÜRD SORUNUNDAN bahseden bir tek  türk gazetesi, kitabi  gösteremezsin.Türk gazeteleri  kitaplarıü siyaset,çileri hepsi Öcalanın verdiği silahlı mücadeleden sonra Kürd sorunu diye bir sorunda bahsettiler. Şöylenen hereye inanmayın! İlk Kürdce televizyonu da yine PKK açmıştır.

Bugün Kürd sorununu tartışmamızın sebebi  ve kaynağı da yine bu şanlı direniştir.

Tarih bizim tarihimizdir.

Herklesin proletaya diktatörlüğünü savunduğu bir dönemdi. Burkayın da Güçlünün de hepsinin .. Burkayın anasına küfretsen kızmazdı. ama komünizme küfretsen seni katlettirirdi. Emperyualimin ajanı ilan ederdi.

TC helikopterleri düşürüldüğünde  kimse bugün senin dediklerini söylemiyordu.

Ve Öcalan esir edildiğinde ağlayıp sızlayanlar bugün ona ajan diyorsa bu devletin başarısıdır.

 Öcalan  esir edildiğinde  KÜRDİSTAN BAĞIMSIZLIĞI İÇİN ÖLÜME HAZIR OLANLAR bugün  TC işgalci bayrağını eline alıp, misakı milliyi savunuyorsa bu devletin başarısıdır. Devletin bu başarısı  Öcalana Allah deyip tapanlarla, Öcalana ajan diyen iki gurup tarafından  desteklenmiştir. Devlet başarısını bunlara borçludur. Devlet bu iki gurubu birbirlerine karşı kullanarak  çok kolay bir biçimde tüm hedeflerine varmıştır.

Öcalan 45 senedir mücadelenin içindedir.

1977-78 de PKKyi kurdu. 1984’ten 1999’a kadar silahlı mücadelenin başını  çeken liderdir.

Tam 15 sene gerillaya ve siyasi harekete liderlik yaptı.

1999’dan günümüze kdsar da tam 17 zindandadır

17’dir  sene  tutukludur.

17  yaşındaki bir çocuğa «öcalan  esir değildir, Öcalan ajandır» dedirtenlerde haysiyet ve şeref, dürüstlük yoktur.

Haysiyetsiz şerefsiz ve 17 yıllık bir esire küfreden adamdan da dürüstlük çıkmaz.

İbrahim Güçlü’nün ÖCALAN ESİR DEĞİLDİR sözünü bile tekrarlayacak kadar eşşeklerin denetiminde bir eşşekleştirme sözkonusudur.

17 yaşındaki çocuk, 17 yıllık  esire  «ajandır» diye küfrediyorsa devlet başrılıdır. Kürdlerden siyasi geçinenler ise çöplük malıdır.

 

 

 

Ali Karduxos, 25 Şubat 2017-Atina

 

Φεβρουαρίου 25, 2017 Posted by | 1, YORUM / ŞİROVE | Σχολιάστε

2017 yılı, Şubat sonu yazılarından bazıları

ERDOĞAN GESTAPO’su kuruluyor

İşgalci TC devletinin Cumhurbaşkanı Erdoğan, eniştesinin denetimi altında Alman GESTAPO örneğinde bir polis teşkilatı kuruyor.

Gestapo NAZİ Almanyası’nda, yani Hitler döneminde kurulan «Geheime Staatspolizei» isimli «gizli devlet polisidir». Kelimenin baş heceleri ile son kelimedeki PO hecesinden oluşur. GE+STA+PO.

GESTAPO  üyeleri kanunların hükmetmediği (kanunlar üstü) katil ve işkenceci bireylerdi.

Görev yaptıkları ülkelerin dillerini de öğrenirlerdi.

Başka bir deyimle kanunların suç saydığı işlemleri uygulayabilirler ve işledikleri suçlardan dolayı da yargılanamazlardı. Muhalifleri ve işgal alanlarındaki direnişçileri tutuklar, katleder, veya  işkence yapıp sorgular ve toplama kamplarına gönderirlerdi.

Erdoğan Gestapo’su Kürdce de öğrenecektir.

Bunlar Erdoğan’a EVET çıkarsa -ki çıkcacaktır- çünkü Erdoğan yıllardır hazırladığı bu referandumu nasıl kazanacağını, kime hangi propagandayı yaptırarak, nasıl hile ve nasıl terör estirerek ve kürdlerin bazı IŞİD ve Hizbullah benzeri guruplarının nasıl desteğini alacaklarını, bazılarını da boykot diye anti-Kürd bir politikaya çekip dolaysız destek alacaklarını yıllarca planlayarak yapmaktadır

HDP lideri S. Demirtaş’ın ve İ.H. Baran‘ın tutuklamaları da yine bu çerçevede oldu. (Erdoğan’ın seçilmesi için, Figen Hanım da kendisini feda etti).

Bunlar başta Erdoğan’ı ve AKP yetkililerini suikastlerden korumakla görevli olup, muhalefetin ve işgal altındaki Kürdistan’da adam kaybetme, tutuklama ve sorgulama işlerini yapacaklardır.

Alman Gestapo’sunun ilk sorumlusu 1942 yılında Çekoslovakya’da Prag‘da öldürülmüştü.

Son sorumlu ise 21 Mayıs 1945 tarihinde sahte bir pasaport ile Almanya’yı terketmek istediği bir sırada İngiliz askerlerince yakalanmıştı. Dilinin altında sakladığı bir zehir tüpünü çiğneyerek intihar etmişti.

Erdoğan’ın eniştesinin sonunun da böyle olacağına emin olabilirsiniz.

Kürd ulusuna karşı «boykot» veya «evet» diyerek işgalci devletin katliam ve pogrom senaryolarına hizmet edenler akıllarını başlarına almalı, Kürd ulusuna karşı bu suçu işlememelidirler.

Unutmayın! sizin bu yaptığınızdan dolayı, bir nesil sonra çocuklarınız bile HAKSIZ bir damga yiyecektir.

Erdoğan’ı başa getirmek, Kürdistan’da yeniden işgali pekiştirecek uygulamalarına ortak olmak demektir. Bu da, Kürd ulusuna karşı işlenmiş büyük bir suçtur.Yapacaklarına iştiraktir.

İleride hesabını verebilecekseniz buyrun!

İleride kimse bizi uyarmadı demeyesiniz!

Ali Karduxos, 22 Şubat 2017-Atina

*************************************

NUSAYBİN’DE KATLİAM ve İŞGALCİ ZULMÜ VAR

İşgalcinin zulmü altında olan bir ülkede Güneş’in doğması bile şansızlıktır.
Nusaybinlilere sorun!

Güneş doğacak diye korkuyorlar.
Güneşin doğması yeni bir zulmün doğması oluyor.

*****

Bir ordu komutanının BARIŞ’tan sözetmesi yanlıştır.
Çünkü onun görevi savaşmaktır.

Ordunun görevi savaşmadığı bir anda bile savaşa hazırlanmaktır.

İşgal altında olan bir ülkenin ordusunun komutanının, kendi ülkesinde İŞGAL ORDULARI ve İŞGALCİ BAYRAĞI olduğu müddetçe BARIŞ kelimesini ağzına alması suçtur.

Onun görevi savaşmaktır.

Halk onu günü geldiğinde savacak diye sevmiş, saymış ve saygı göstermiştir. Yememiş ona yedirmiştir.

Savaşma zamanı geldiğinde kendisi geride durup,
-hadi ayaklanın savaşın! diyorsa bu adam bir komutan değildir; komutan rolündeki bir şarlatandır.

Karayılan C. Bayık, Sabri Ok, Duran Kalkan hepsi birer şarlatandır.

Kürdler, politkacılar ve ordu diye ayrılamadığı için bu hale geldiler.

Ali Karduxos, 24 Şubat 2017-Atina

 

***************************************

1999-24-2

******************************************

Φεβρουαρίου 24, 2017 Posted by | 1, Eski yazilar/Nivîsarên kevn | Σχολιάστε

Rêzimana Soranî

 

 

https://www.fas.harvard.edu/~iranian/Sorani/sorani_1_grammar.pdf

 

Φεβρουαρίου 24, 2017 Posted by | 1, pirtûkxane | Σχολιάστε

EVET kazanırsa ne olur? HAYIR kazanırsa ne olur?

AKP, MHP’lileşmiştir. ( AKP’ye ittihatçı-kemalistler dememiz doğrudur). 

Binali Yıldırım’ın eliyle yırtıcı bir hayvan veya evcilleştirilmemiş köpek işareti yapması bunun delilidir.

 

 

AKP’li Ozan Erdem, EVET kazanmazsa İÇ SAVAŞA HAZIRLANIN! diyor.

Kastettiği faşist bir parti olarak seçimleri kaybetse bile iktidardan gitmeyeceğidir. (Ozan Erdem’e tepkilerin sebebi «neden açıkça söyledin!» biçimindedir. Yoksa AKP sivil ve polislerden oluşan bir faşist ordu kurup bu konuda zaten hazırlanmaktadırlar). 

 

Ama EVET kazanırsa savaşı sadece Kürdistan’da sürdürecektir (Seçimleri kazanınca bu iç savaş için hazrladığı orduyu en başta Kürdlere karşı katliamlarda kullanacaktır).

 

Yani «AKP gelirnce kemalistleri ezecek» gibi demagojiler türk faşizminin (neo -kemalizmin) cahil kürde İrfan Buraulday gibilere yutturması demektir.

 

Aksini iddia edebilir. Ama ileride bunu söylemekle referandum öncesi yanlış yaptığını da söylediğinde evinde oturması gerek.

Unutmayın! Erdoğan ve MHP, EVET çıkması için terör ve hileyi zirveye çıkaracaktır. Üçüncü Dünya ülkelerinde , faşist yönetimlerde referandum demek terör ve hile demektir.

 HAYIR çıkması Erdoğan ve AKP’nin istifa etmesi demektir ve buna karşı direnecek faşist askeri hücreler oluşturulmaktadır. Yani HAYIR çıkarsa Türklerarası bir savaş sözkonusudur.

 

EVET çıkması halinde ise sadece Kürdlere karşı bir savaş sözkonusudur.

Evet ve Boykot TC devletini kurtarma dır. Kürdistanın üzerine bir de mezar taşı koymadır. Bir avuç bile olsalar devlet bunlara dayanıp hile yapacaktır.(örneğin sandıklar yakılacak boykot yaptılar denecektir).

 Şu anda sandıkların kontrolü için binbir hileye  başvurmaktalar.

 

Çünkü EVET kazanırsa bunu bir plebisit olarak sunacaklar ve:

Bu halk bize onay verdi, çoğunluğun onayını aldık ve istediğimizi yaparız ! diyecekler. Tabi bu istediğimizi yaparız demek içeride Kürdlere terör, pogrom ve asimile , dışarıda (TC sınırları dışında) ise Kerkük’e saldırı hazırlığı ve Güney Kürdistan‘ın devlet olmasının önünü almadır. İran’ın Kürd Devletini tanıyacağı açıklamaları da kürdlerde bir gevşeme yaratma içindir. Bu taktik Osmanlı Padişahlarının dış düşmanlarına karşı sıküsık başvurdukları bir savaş taktiğidir.

 
Ali Karduxos, 21 Şubat 2017-Atina

Φεβρουαρίου 21, 2017 Posted by | 1, YORUM / ŞİROVE | Σχολιάστε

Kürdce andêr kelimesinin etimolojisi

Soru:

Silav hevalên delal.Gelo wateya»enderîn» çî ye?Helbesta Rênas da derbas dibe. (A.D.)

****

CEVAP:

 Kürd Dili  bir Hint-Avrupa dilidir.

Yani Hindistan’dan Avrupa’ya kadar olan ve buğday  kültürünü  yaratan  medeniyetin  dilidir. Sözkonusu  kelimeleri de bu çerçeve içinde  değerlendiriyoruz.

 “Enderîn” kelimesini bir de Kürdcemizdeki andêr  kelimesi ile ilgili olarak düşünün!.

Andêrê  îsotê kezeba min şewitand” deriz.

anlamı gayet açık: Zararlı,  yakıcı, zehirleyici, iç kısma zarar verici vs.

Yunanca’da İlyada Destanı’nda ENTERA kelimesi vardır. (bkz. İLYADA DESTANIN 507-8 . satırı ).

EN+TERA kelimelerinden oluşur. Yunaca  EN “içinde” demektir. -TERA ise kürdcemizdeki   ⁄-tirîn ⁄  ekidir. Karşılaştırma yapılırken kullanılır.

xwaşTIRîN

başTIRÎN  gibi.

***

  Yunancada (-tero, tera)  biçiminde  karşılaştırma ekidir. “Daha da, daha fazla, en fazla” demektir.

Baştaki  EN, “içinde” demektir;  “iç kısım” demektir.

 

Latincede İNTERİOR ayni köktendir . En içte olan, gizli, mistik olan demektir.

Fransızcada interieur olarak bilinen kelimedir.. Çağdaş İngilizce’de interior.. İspanyolca interno.

*** 

Günümüz Yunancasında artık   “iç organlar” veya sadece “bağırsak” kelimesinin karşılığıdır.  

Osmanlıların kullandığı  “enderun mektebi” sarayın içindeki  kapalı   mekteptir. İç Oğlanlar Mektebi’dir.

Yani hepsi iç kısımla ilgilidir.

Sanskritçesi antara.

Ne kadar eski bir kelime olduğu aşikar.

***

Gastrit derken  kullandığımız kelimenin kökeni  GASTRO-ENDERİTİDA‘dır. Yunanca olan bu kelime “Mide ve bağırsak  hastalığı, veya iltihabı ” demektir.

 Bu durumda mide bağırsak ve iç organlarımıza zarar veren yiyecek, madde,  ruh, bunların hepsi  andêr’dir. Ve çağdaş Kürdcede şairin kullandığı   biçimiyle  enderîn dir. 

Ali Karduxos, 21 Şubat 2017-Atina

Φεβρουαρίου 21, 2017 Posted by | 1, bejenasi, değişik / curbecur | Σχολιάστε

ETİMOLOJİ (=BÊJENASÎ)

Kürdce GA, türkçe ÖKÜZ demektir.

******

Büyük İskender’in  kafası çok büyük olan bir atı vardı ve bu atın adı da   VUKEFALOS idi.

[VU =öküz  +  KEFALOS = kafa]

«öküzkafa» demekti.

 Tarihte doğumunu ölümünü bildiğimiz ve adına şehir kurulan ilk ve tek attır.

**********************

Eski Yunanca VUS, VODİ «öküz» demekti.

Okuyucuya çok garip gelebilir ancak Kürdcemizdeki GA ile aynı kökendendir.

Sadece Yunanca’da ses değişikliği olmuş.

Bu kelimenin kökü hem Kürdcemizden hem de Sanskritçeden anlaşıldığı gibi GA dır.

Sanskritçe gâus

Sanskritçe sata-gu «100 öküz» demektir; Kürdcesi sed-ga

Eski Almanca chuo > İngilizce cow

Yunanca VUS  (Yunanca yazılışı: Boys = βούς)

Latince  bos 

Lithvanca gahu

Letonca gùova

Eski Yunanca hakkında her defasında baktığımız ilk ve en geniş kaynak  LIDDELL & SCOTT ikilisinin yazdığı BÜYÜK YUNAN DİLİ SÖZLÜĞÜ’dir.

Bu kitabın I.Cildinde sayfa 504’te G sesinin Yunancada nasıl V olduğunu açıklamış.  Bu görüşü tüm dilbilimciler   paylaşmaktadır.

 ÖKÜZ,  VUS demektir, Kürdce garan  dediğimiz büyükbaş hayvan sürüsüne de yunanca AGELOS, AGELİ denir.  Kürdcemizde manga «inek» demektir.. Çağdaş Yunanca’da ineğe «agelada»denir.

Yunanca AGELİ giderek tüm hayvan sürülerine verilmiş bir isim olurken AGELADA sadece inek anlamında kullanılmış.

Her iki kelime de İlyada Destanında geçer. Bu durumda 2700 yıl önce yazılmış  iki isim ( Bkz. İliada R 389, H 332, N 703,Y 495 ).

Kağnı çeken hayvan, çift sürülen hayvan, harmanda gem  işleminde kullanılan hayvan olarak da geçer.

Öküz derisinden kalkan ve ip yapılırdı.

 Buradaki AGE – «yönlendirmek, sürmek» demektir.

 Kürdcemizdeki AJO ile aynı köktendir.

AGE-LAOS lider ismidir HALKINI YÖNLENDİREN demektir. Frigyalılar tarafından  da kullanılan bir kelimedir. MİDAS’ın mezarı üzerinde bu kelime  kral için  yazılıdır. Halkını yönlendiren kral lakabı ile. LAOS ise halk demektir.

Mordemeke gele xwe diaje û serwerî dike jê ra «gelajo» dibejin.

AGELAOS = Kürdcesi «gelajo«.

devamı var.

Φεβρουαρίου 20, 2017 Posted by | 1, bejenasi | Σχολιάστε

Komutan Nasır (Faruk Bozkurt ‘un katli)

faruk_bozkurt_nasir_karayazi

Komutan Nasır olayı – Hejarê Şamil

Kod Adı: Nasır Karayazı veya Topal Nasır. Adı ve Soyadı: Faruk Bozkurt. Doğum Tarihi ve Yeri: 1964 Erzurum-Karayazı, Dört Pınar Köyü. Anne Adı:Cihan. Baba Adı: Şahabettin.  Görevi: PKK Merkez Komite üyesi, Zagros ve Garzan eyalet komutanı. Katledildiği tarih ve yer: 2002, PKK karargahı, Qendil dağı. Öldürülme sebebi: PKK’nin İmralı’dan yönetilmesine itiraz. Katledilme kararını alan: PKK Başkanlık Konseyi. Cinayeti uygulayan:HPG Askeri Karargah Komutanlığı.

******

Güncel, hep güncel! Başınızı devekuşu gibi düşmanın yumuşak kumluklarına sokun!  Ağaçtan orman görülmesin. Hiç genel manzarayla, gidişatla işiniz olmasın. Bir taş altta, bir taş üstte. Kurcalamanın anlamı ne?

Öyle mi?

Kanıksamış, alıştırılmış toplumlar özgür olamazlar.

Sur, Nusaybin, Gever, Şirnex’in… yerle bir edilmesinde, binlerce Kürd sivilin katledilmesinde, on binlerin evsiz barksız kalıp göçe zorlanmasında bu anlayışın, ‘bana ne’ vurdumduymazlığının payı olduğunu göremiyor musun?. Bunları düşman yaptı evet ama bizimkiler de koltuk değneği oldular, adeta ‘Gel Kürdistan’ı yerle bir et, halkı da katliamdan geçir üstelik!’ değercesine oldu her şey.

Ölen öldü, kalan sağlar bizimdir! Şimdi bana ne, öyle mi?

Hesap isteyip hesap vermeyenlere köle ol, onlar da baş düşmanların kapısında el etek dursunlar, öyle mi?

Kürd siyasi, askeri otoriteleri sınırsız yetki kullansın, halkın itibarını sonuna kadar çarçur etsin, umuduyla alabildiğine oynasın ama hesap vermesin! Topal Nasır’ı ve yüzlerce kendi arkadaşını öldürsün ama  hesabını vermesin?! Öyle mi diyorsunuz? Kazakistan’dan ülke, vatan hevesi ve hasretiyle kalkıp Zap’a, Metina’ya kadar giden çocuk yaşındaki birini Öcalan’ı anlamını dahi doğru dürüst bilmediği ‘diktatör’ sözüyle ödüllendirdiği için ‘yerin göğün kurucusu’ Cuma arkadaşın talimatıyla bir taşın dibinde kurşuna diz, sorgusuz sualsiz?!… İsmini de ‘devrim’ koy…

Hesap vermeyenler takımı (!); ağzını açanı ‘hainlikle’ suçlasın, yolunu kessin, hayatını karartsın, işini bitirsin ve kurulu örgüt-devlet hanedanlığı devam etsin, kervan yürüsün öyle mi?

Sizler hiç o bilinen Kürd parti-devletlerin halkına hesap verdiğini gördünüz, duydunuz mu? Yalnız siyasi, askeri otoriteler halkına hesap vermeye başladığı gün sorunlar çözüm yoluna girebilir. Buna Kürdler arası siyasi birlik sorunu da dahildir. Çünkü halkı kutuplaştıran, birbirine karşıt yapan, bu karşıtlıktan çıkar devşiren sömürgeci güçlerden daha çok Kürdlerin parti-devletleridir. Onlara asla bağımsızlık lazım olmaz, BM’ye kayıtlı, halkına hesap vermeye zorunlu Kürdistan devleti gerekmiyor onlara. Çünkü mini örgüt-devletlerini kurmuş, saltanatlarını ilan etmişler. Üstelik ebedi savaş durumundan, ‘kritik süreç’lerden dolayı halkına hesap verme zorunlulukları da yok.

Zamanında seni temsil edenleri hesap vermeye alıştırsaydın, önderim dediğinin düşman karşısında yaptığı ‘hizmete hazırım’ onursuzluğu ile karşılaşmayacak, ‘Kürdistan fikrini çöp sepetine atma’ kepazeliğine tanık olmayacaktın.

Suskunluğa ortak olamak mı? Kendi mutluluğun dışında bir hedefin kalmamışsa, yaşam senin için bir fuzuli yük olmalı artık. Susmak, akmak olmadığını gösterebilir ama onurlu olduğunun bir göstergesi değildir.

 

******

Bana göre siyasi, askeri çalışmalarda bir çok şey af edilebilir; yanlış planlamalar, üyelerin ölümüne sebebiyet veren taktik hamleler, felaketle sonuçlanan talimatlar vs.

Yoldaşını, kader arkadaşını, kardeşini sonsuz işkencelere tabi tutmak, katletmek ve bunu araç olmaktan çıkarılıp amaç haline getirilen örgütün selameti adına yapmak adiliktir, faşizmdir, insanlık ölçülerini kaybetmedir ve af edilemez.  Böylesi cinayetleri işleyenler, önce halkın vicdanında, sonra da mahkemelerde yargılanmalıdır.

Bu konuları PKK’den ayrılmış eski yetkililer bile anımsamaktan, dile getirmekten hoşlanmaz, geçiştirmeği tercih ederler.  Çünkü çoğunun eli ‘sistemin bir çarkı olma zorunluluğu ile’ kardeş kanına bulaşmış.

Hatta bugün şehadet olayını konu ettiğimiz PKK’nin ünlü komutanlarından Topal Nasır’ın (Faruk Bozkurt)  kendisinin haksız yere bazı gerillaların ölüm talimatını verdiği rivayetleri dolaşıyor…

…Ben ‘sosyalist örgüt’ PKK’ye katıldığımda 28 yaşımdaydım ve artık sosyalizm cenderesinden geçmiştim, bu sisteme itibarım yoktu. Sosyalizm sloganları halkımızı bağımsız Kürdistan uğruna örgütlemek için bir araç olabilir diye düşünüyor, PKK’nin bu yönünü görmezden geliyordum. Katılma gerekçem, kesin ve net olarak bağımsız Kurdistan uğruna mücadele ve milli taassup duygularıydı. 1999’dan sonra Öcalan’ın ölüm korkusu karşısında ‘bağımsızlık söylemleri hataydı’ ifadelerini ve bir sürü diğer saçmalığı da sineye çektik. Beni PKK’den ruhen koparan ‘brakujî savaşları’ ve başta da parti içi cinayetler oldu. Nasır olayı bardağı taşıran son damlaydı. Nasır’ın Murat Karayılan’ın talimatı ile bomba atılarak patlatılan mangasını sonradan ziyaret ettiğimde kendi kendime ‘benim bu partide artık bir işim kalmadı’, demiştim. PKK Başkanlık Konseyi’nin kararı ile yapılan bu sinsi cinayete ‘YNK ile savaş çıktı’ süsü vermeğe çalıştılar, tutmadı. Tek bir gerilla bile bu hikayeye inanmadı. Ama her kesi susturdular…

Şimdi kimse ‘bir olaydan dolayı PKK yönetimini topa tutmak insafsızlıktır’, demesin. Tam tersine, böylesi bir telkinde bulunmak cinayetlere ortaklık etmek demektir. Nasır olayı ‘tek’ değil, onlarcası, yüzlercesi var. Duran Kalkan’ın döneminde Lolan’da mesela, Saime Aşkın katledilmiş, sonradan şehit ilan edilmişti. Tıpkı katlettikleri Nasır’ı özür dilemeden, pişkince ‘şehit’ ilan ettikleri gibi.

16 Şubat 2017 tarihinde PKK basınında yer alan habere bakın, allah aşkına. Ne gülünür, ne ağlanır, ikrah, iğrenti yaratıyor sadece:

“PKK Şehit Aileleri ile Dayanışma Komitesi, 1964 Erzurum-Karayazı doğumlu ve 2002 yılında Medya Savunma Alanları’nda yaşamını yitiren Nasır Karayazı kod adlı Faruk Bozkurt’un yaşamını yitirdiğini açıkladı.

PKK Şehit Aileleri ile Dayanışma Komitesi tarafından yapılan açıklamada, “Nasır arkadaşın şahadetinin büyük üzüntüsünü yaşayarak, acınızı paylaşıyor, halkımıza ve sizlere başsağlığı diliyoruz. Mücadelemizin yoğunluğundan kaynaklı bu mektubu gecikmeli göndermemizi anlayışla karşılayacağınıza inanıyoruz. (…)”

Dalga geçercesine yazılan şu ütülü cümleye bakar mısınız:

Mücadelemizin yoğunluğundan kaynaklı bu mektubu gecikmeli göndermemizi anlayışla karşılayacağınıza inanıyoruz”.

Wêneyê Xebat Bozkurt.

 

Nasır’ın ailesi bu saçmalığı anlayışla filanla karşılamamış. Dün Nasır’ın öz amcasının oğlu 10 yıl gerillalık yapmış Xebat arkadaşla görüştüm. Nasır’ın katledilmesi ile ilgili şunları diyordu:

“Nasır’ın öldürülmesi kararını PKK Başkanlık Konseyi’nde alıyorlar. Cemal (Murat Karayılan) diyor, ‘Ben uygularım ama sahip çıkmam’. Böyle kararlaştırıyorlar. Mangaya girip kurşun sıkıyor, bomba patlatıyorlar. Nasır’ı katlettikten sonra ‘YNK baskın yaptı, Nasır arada öldü’ diye sözde operasyon çıkarıyorlar (…)

Konsey toplantısında çekimser kalan Ferhat’tır (Osman Öcalan), diğerleri onaylamışlar katliam kararını”.

Söz konusu Başkanlık Konseyi toplantısına bilinen yöneticilerden Rıza Altun ve Nizamettin Taş başka alanlarda bulundukları için katılmamış, karara ortak olmamışlar. Nasır’ın katliam kararını onaylayan Konsey üyeleri: Cemil Bayık, Murat Karayılan, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Pelçin vs… PKK Başkanlık Konseyi, Zagroslar komutanı Nasır’ın suçunu “Önderlik çizgisine gelmemek”, “Zagros yapısı üzerindeki otoritesi yönetimimiz açısından tehlike teşkil etmektedir”, “Yapıyı yönetime karşı kışkırtabilir” biçiminde tarif etmiştir.

VE KATLİ VACİPTİR! kararını vermiştir.

Oysa Nasır’ın yegane ‘suçu’, tutuklanmadan ve katledilmeden bir süre önce PKK 7. Kongre’sinde yaptığı konuşmaydı. Nasır, konuşmasında özet olarak Başkanlık Konseyi’ni eleştirdi, Türk devletinin esiri olan Öcalan’ın direktifleri ile hareket etmenin doğru olmadığını söyledi. Vesselam. Söyledikleri aşağı yukarı böyleydi. Bu kongreye katılan 600 kişiden yarısı sağdır herhalde.

Nasır’ın ardından Cemil Bayık’ın öfkeyle ayağa kalkıp ‘Burada Semir’in ruhu dolaşıyor’ demesiyle Faruk Bozkurt’un kalemi de kırılmış oldu.

PKK Başkanlık Konseyi’ne Nasır’ın ‘imha edilmesinin’ vacipliğini dayatan ve kabul ettiren de Cemil Bayık’tan başka birisi değildir. Bazı arkadaşların ‘Nasır’ın durup dururken PKK tarafından şehit ilan edilmesi, Cemil Bayık’ın Murat Karayılan’a karşı hazırladığı komplonun bir parçasıdır’ değerlendirmeleri yerine oturmuyor. Nasır’ın ölüm hükmünü veren Cuma’nın kendisidir çünkü.

Nasır’ın amcası oğlu, eski gerilla Xebat devam ediyor:

“Tutukluyken Nasır’a işkence yapıyorlar ancak sözünden dönmüyor, taviz vermiyor. Kadro yapısı Nasır’ın haklı olduğunu biliyor ama sesini çıkarmıyor. Bir korku imparatorluğudur PKK… Konsey kararından sonra bombayı mangaya Akifê dîn (Deli Akif) denen bir gerillaya attırıyorlar. Akif’ten haber yok, ölüdüğünü kaldığını bilen yok…”

Nasır’ın amcası oğlu Xebat, 2006’da teyzesinin oğlu, gerilla komutanıDoktor Afat bir komplo ile şehit edildikten sonra onun anısına gerillaya katılmış ve Afat kod ismini almış, 10 yıl saflarda kalmış.

“Beni 2008’de Nasır’dan dolayı tutukladılar, bir ay boyunca beni zincirle bağladılar. – diye anlatıyor Xebat – Düşmanın beni Nasır’ın intikamını almak için gönderdiğini iddia ediyorlardı.Platformumda Fuat (Ali Haydar Kaytan) ‘Sende Nasır’ın kanı var’ dedi. Doğrusu kim vurduya gideceğimi, amcam oğlu gibi katledileceğimi düşündüm. Çünkü Fuat’ın ağzından aynen şu sözleri duymuştum: ‘Düşman Nasır olayını bize karşı kullanıyor ama kim yapmışsa iyi yapmış, eline sağlık!’

Her kes Nasır olayı konusunda susuyordu. HPG üst düzey komutanı Nureddin Sofi ile bir saat konuştuk. O zaman Gabar’dan yeni Güney Kürdistan’a geçmiştim. Nureddin bana dedi ki, ‘Fazla kurcalama olayı. Gerçekleri ben de biliyorum ama en iyisi susalım…”.

Ancak Xebat’ın susma niyeti yok: “Kim eğer kendi kariyeri için bir Kürdü öldürmüşse, alçaktır. Hangi parti olursa olsun. Zaten düşman yıllarca bizi kültürel, ahlaki, siyasi, fiziki olarak öldürüyor. Yetmiyor mu?”

Şimdi Zagrosların ünlü komutanı Topal Nasır (Faruk Bozkurt), PKK Başkanlık Konseyi kararıyla katledildikten 15 yıl sonra pişkince yazılmış bir metin ile şehit ilan ediliyor.  Parti literatürüne göre ‘itibarı iade ediliyor’.

Ortada kanlı ve ahlaksızca yapılmış bir cinayet var. Cinayetin kararını veren, uygulayan belli, suçlusu malum ama cezalandırılan kimse yok!

Hele PKK metnindeki pişkinliğe bakar mısınız:

“Siz değerli ailemizi de yurtseverlik görevlerinizi daha güçlü yerine getirmeye çalışıp Nasır arkadaşın şehadetine, mücadelesine ve özlemlerine bu temelde daha güçlü cevap olmaya çalışacağınıza inanıyor, bir kez daha sizlere ve halkımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz”  

Bu kadar da utanmazlık olur mu?

Şimdi aileye şehadeti yazıyorsunuz, şehadetin nedeni nerede, af dileme, özür nerede? Böylece aileyi kandıracağınızı mı düşünüyorsunuz?

“Şehadet” mi?! Öldürdün, özür bile dilemiyorsun.

“Mücadele” mi?! Nasır, sizin uğruna mücadele ettiğiniz ‘ortak vatan’ınız için ölmedi, ortak vatanınızın yolundaki bir engel olarak ‘temizlediniz’ kendisini.

“Özlem” mi?! Faruk Bozkurt’un özlemi ‘demokratik Türkiye cumhuriyeti’ değildi ve bu saçmalığa PKK yapısı içerisinde ilk olarak güçlü biçimde itiraz eden bir kahraman gibi tarihe ismini de yazdırmıştır.

******

Savaş örgütleri demokrasi kuralları ile yönetilmezler, demokrasi ile yönetilen örgütler savaş örgütleri olmazlar. Bu bir kuraldır, kimsenin değiştirmeğe gücü yetmez.

Yani PKK bir savaş örgütüdür, bu örgütün ‘parti içi demokrasi’ filan söylemleri gereksizdir.

PKK’den demokrasi bekleyen de yok, katletmeyin Kürd çocuklarını, yeter. Ve katlettikten sonra timsah gözyaşları dökmeyin.

PKK’nin çok şeyini görmezden gelmek mümkündür ama bir dava yürütüldüğüne inanarak bu partinin saflarına katılan Kürd çocuklarını havadan sudan gerekçelerle katletmesine asla!

Nasır’ı pişkinlikle şehit ilan eden ‘derin’ PKK aklı, Kürd halkı ile dalga geçmiştir; çevir kazı yanmasın…

Nasırı katleden anlayış, örgüt-devleti koruma adına bu halkın değerli evlatlarını kurban eden, halkımızın mücadele azmi, özlemi ve hayalleri ile keyfince oynayan anlayıştır.

Nasır’ı katleden anlayış, bugün Kürd partileri arasında düşmanlığı, gerginliği körükleyen, toplumumuzu kutuplaştıran anlayışın ta kendisidir.

Hepimiz suçluyuz.

PKK yönetimine sınırsız yetki veren, sorgulamayan, hesap istemeyen, yanlışlarına göz yuman, sorgulanmasına tahammül etmeyen halktan insanlarımız baş sorumludurlar, birincil derecede suçludurlar.

 

Hejarê Şamil

hejare_shamil@hotmail.com

20.02.2017

*************************

Ali Karduxos’un notu:

1999 yılında geri çekilmeler denen ihanetlere karşı çıktım. bazı bildiri ve açıklamalar yzıp  fotokopi biçiminde çoğaltıp  dağıttım. 8 Ağustos 1999’da Yunanistanda en çok okunan haftalık siyasi bir gazetede BAŞKANLIK KONSEYİ 4 YANLIŞ YAPTI  diye bir  yazdım.

Bu yazdıklarımdan dolayı  iftiraya uğradım.

O zaman ERNK’nin resmi yayın organının  sahibi , başyazarı ve ERNK BASIN YAYIN SÖZCÜSÜ idim.

ERNK adına  hemen hemen tüm TV  tartışmalarına ben katılıyordum.

Halka açık  toplantılara hep ben gönderiliyordum.

Bu toplantılardan birine  ben ERNK adına katılırken 4 konuşmacıdan  birinin de eski Genel Kurmay Başkanı  Sayın X. Liberis olduğunu da hatırlatayım.

Yine  başka bir toplantıya  gönderildim. Burada da SYRİZA’nin eski başkanı A. ALavanos ve M. Xaralambidis  ile  birlikte 3 kişi  konuşmacı idik.

Ben muhalefet edince

-Biz bu adamı tanımıyoruz bu adam bizden değil dediler.

Bunun üzerine dergiden ayrıldım. Yeni bir dergi çıkardım. TC Genel Kurmay Başkanlığının İnternet sayfasında «PKK MUHALEFETİ YUNANİSTANDA DERGİ ÇIKARIYOR» diye bir yazı yayınlandı.

Bir müddet sonra yeni dergimi yani muhalefet dergisini çıkardığım gün  kaçırıldım.

Beni kaçıranlar 3 kişiydi. Her üçü de PKK liydi. Kıbrıstan Bulgaristan üzeri gelen beyaz saçlı  Said , Kurdıstana Rojavadan  Ahmet  ve Benav adlı bir  aptal. Yani vurma kırma olaylarında kullanılan  okuma yazması bile olmayan biri.

 

Beni kaçıranlar meğerse bir yerde, bir dağın tepesinde, Lavrion’da  önceden mezarımı bile kazıp hazırlamışlar.

Ama şanslıydım. Olayı tesadüfen oradan geçerken gören  Panayotis isimli bir  Yunanlı polisi arayarak, üç  kişi tarafından birisinin bir münübüse bidirildiğini ve zorla kaçırıldığını  polise cep telefonu ile  haber veriyor. Motoru istinde bir müddet  PKKli Benav’ın sürdüğü  münübüsü  takip edip polisi bilgilendiriyor. Kaçıranların 3 kişi olduklarını ve yabancı bir dil konuştuklarını ancak  kaçırılan kişinin  Yunanca İMDAT diye bağırdığını  söylüyor.

Bunun üzerine polis beni yaklaşık 20 dakika-yarım saat sonra kurtardı.

Bu kez neden kaçırıldığım  senaryosu hazırlandı. PKK sorumlusu kampta PKKlilere şunu söylüyor.

«-Ali Karduxos başkana  karşı çıkıyor, Başkanlık Konseyine küfrediyor. Bu adamı cezalandıracaktık ancak arkadaşlar yakalandı. «Kim Ali’yi PASAPORT YAPIYOR diye şikayet ederse onu Avrupa’ya göndereceğiz» diyor. Ve 10 kişi  topluyor. Herbirinin ifadesini tek tek hazırlıyor.  Bunların  şikayet dilekçelerini  iki pahallı avukat eşiliğinde polise veriyor.İsim resim, imza   herşey. (hepsi bende mevcuttur). (NOT: bunlardan sadece bir tanesi sonradan gelip benden özür diledi. Avrupaya gitmek için ve örgütten korktuğu için yaptığını söyledi).

Bu 10 kişiden çoğunu  hiç tanımam. bazılarını şahsen tanırım. ikisini de ismen .

Böylece benim  öldürülme gerekçem  değiştirildi

Muhalefet ettiği için değil de başka bir sebepten  diye sunuldu.

***

12 yıl süren mahkemelerden sonra onların çok pahallı avukat tutmalarına rağmen  sonuçta hepsinde ben haklı çıktım.

Bana iftira atan kadınlar 2,5 yıl  hapis cezasına ve ayrıca para cezasına çarptırıldılar.

Ben 18.600 Avro tazminat aldım.

Mahkeme kararı Yunanistan’da  günlük bir gazetede yayınlandı.

Ama 13 yıl boyunca siyaset yapmamın önü alınmış oldu.

Ali Karduxos 20 Şubat 2017-Atina

 

 

Φεβρουαρίου 20, 2017 Posted by | 1, YORUM / ŞİROVE | Σχολιάστε

1999’da teslim olmayan PKK’liler, ya imha edildi ya da devlete teslim edildiler

11-mart-2000

1999’da çekilme emrine uymayan ve direnişi sürdüren iki komutanla ilgili Hürriyet Gazetesi’nin haberi.

(Hamili Yıldırım sonunda PKK ile anlaşarak direnişe son verip «PKKye teslim» oldu. Güney Kürdistan’a gitti).

Devlet Hamili Yıldırım’ı PKK’den istedi. A. Öcalan’ın çekilme emrini çiğnemiş biri olarak devlete teslimini istedi. Belli ki devlet araya esir olan lideri sokarak Suriye üzerinden Hamili’yi PKK’dan teslim aldı.

PKK bu esire hiç sahip olmadı.

Böylece Öcalan’ı dinlemeyenin cezalandırılacağı dersi gerillaya verilmiş oldu.

Bu yüzden de ikinci çekilmelerde karşı çıkan olmadı.

Dirneiş yanlısı olan Hamili yıllardır cezaevindedir. Ve hiçbir PKK taraftarı ona sahip olmaya cesaret edemedi.

Kardeşiniz Ali Karduxos, Yunanistanda Yunanca olarak 2000 yılında çıkardığı dergide bu iki kahramanımızdan bahsetti. ve sahip çıktı. (Yunanca Elefteroı Kurdoi Dergisi»  Mayıs 2000 sayısı). 

1999 çekilmelerinin katlamla bittiğini bilen ve ikinci kez çekilmelere karşı çıkan S. Cansız katledildi. Katleden kişi Kandilden birisi aracılığı ile S.Cansız’a tanıştırıldı. Yani katili Sakine ile tanıştıran Kandilden gönderilen biriydi. İsmi cismi bilinmektedir. Devlet Kandili kullanarak ve onun iznini alarak Sakine’yi katletti.

Aynı biçimde 2013 yılında da Bahoz’un teslim edildiği kanısındayım.

Ali Karduxos, 18 Şubat 2017-Atina

Hürryet Gazetesinin tarihi 11 Mart 2000’dir. Tarih tekerrür etti.

Φεβρουαρίου 18, 2017 Posted by | 1, Eski yazilar/Nivîsarên kevn | Σχολιάστε