Alikarduxos's Blog

Bêjenasîya zimanê Kurdî

ETİMOLOJİ (=BÊJENASÎ)

Kürdce GA, türkçe ÖKÜZ demektir.

******

Büyük İskender’in  kafası çok büyük olan bir atı vardı ve bu atın adı da   VUKEFALOS idi.

[VU =öküz  +  KEFALOS = kafa]

«öküzkafa» demekti.

 Tarihte doğumunu ölümünü bildiğimiz ve adına şehir kurulan ilk ve tek attır.

**********************

Eski Yunanca VUS, VODİ «öküz» demekti.

Okuyucuya çok garip gelebilir ancak Kürdcemizdeki GA ile aynı kökendendir.

Sadece Yunanca’da ses değişikliği olmuş.

Bu kelimenin kökü hem Kürdcemizden hem de Sanskritçeden anlaşıldığı gibi GA dır.

Sanskritçe gâus

Sanskritçe sata-gu «100 öküz» demektir; Kürdcesi sed-ga

Eski Almanca chuo > İngilizce cow

Yunanca VUS  (Yunanca yazılışı: Boys = βούς)

Latince  bos 

Lithvanca gahu

Letonca gùova

Eski Yunanca hakkında her defasında baktığımız ilk ve en geniş kaynak  LIDDELL & SCOTT ikilisinin yazdığı BÜYÜK YUNAN DİLİ SÖZLÜĞÜ’dir.

Bu kitabın I.Cildinde sayfa 504’te G sesinin Yunancada nasıl V olduğunu açıklamış.  Bu görüşü tüm dilbilimciler   paylaşmaktadır.

 ÖKÜZ,  VUS demektir, Kürdce garan  dediğimiz büyükbaş hayvan sürüsüne de yunanca AGELOS, AGELİ denir.  Kürdcemizde manga «inek» demektir.. Çağdaş Yunanca’da ineğe «agelada»denir.

Yunanca AGELİ giderek tüm hayvan sürülerine verilmiş bir isim olurken AGELADA sadece inek anlamında kullanılmış.

Her iki kelime de İlyada Destanında geçer. Bu durumda 2700 yıl önce yazılmış  iki isim ( Bkz. İliada R 389, H 332, N 703,Y 495 ).

Kağnı çeken hayvan, çift sürülen hayvan, harmanda gem  işleminde kullanılan hayvan olarak da geçer.

Öküz derisinden kalkan ve ip yapılırdı.

 Buradaki AGE – «yönlendirmek, sürmek» demektir.

 Kürdcemizdeki AJO ile aynı köktendir.

AGE-LAOS lider ismidir HALKINI YÖNLENDİREN demektir. Frigyalılar tarafından  da kullanılan bir kelimedir. MİDAS’ın mezarı üzerinde bu kelime  kral için  yazılıdır. Halkını yönlendiren kral lakabı ile. LAOS ise halk demektir.

Mordemeke gele xwe diaje û serwerî dike jê ra «gelajo» dibejin.

AGELAOS = Kürdcesi «gelajo«.

devamı var.

Φεβρουαρίου 20, 2017 Posted by | 1, bejenasi | Σχολιάστε

Komutan Nasır (Faruk Bozkurt ‘un katli)

faruk_bozkurt_nasir_karayazi

Komutan Nasır olayı – Hejarê Şamil

Kod Adı: Nasır Karayazı veya Topal Nasır. Adı ve Soyadı: Faruk Bozkurt. Doğum Tarihi ve Yeri: 1964 Erzurum-Karayazı, Dört Pınar Köyü. Anne Adı:Cihan. Baba Adı: Şahabettin.  Görevi: PKK Merkez Komite üyesi, Zagros ve Garzan eyalet komutanı. Katledildiği tarih ve yer: 2002, PKK karargahı, Qendil dağı. Öldürülme sebebi: PKK’nin İmralı’dan yönetilmesine itiraz. Katledilme kararını alan: PKK Başkanlık Konseyi. Cinayeti uygulayan:HPG Askeri Karargah Komutanlığı.

******

Güncel, hep güncel! Başınızı devekuşu gibi düşmanın yumuşak kumluklarına sokun!  Ağaçtan orman görülmesin. Hiç genel manzarayla, gidişatla işiniz olmasın. Bir taş altta, bir taş üstte. Kurcalamanın anlamı ne?

Öyle mi?

Kanıksamış, alıştırılmış toplumlar özgür olamazlar.

Sur, Nusaybin, Gever, Şirnex’in… yerle bir edilmesinde, binlerce Kürd sivilin katledilmesinde, on binlerin evsiz barksız kalıp göçe zorlanmasında bu anlayışın, ‘bana ne’ vurdumduymazlığının payı olduğunu göremiyor musun?. Bunları düşman yaptı evet ama bizimkiler de koltuk değneği oldular, adeta ‘Gel Kürdistan’ı yerle bir et, halkı da katliamdan geçir üstelik!’ değercesine oldu her şey.

Ölen öldü, kalan sağlar bizimdir! Şimdi bana ne, öyle mi?

Hesap isteyip hesap vermeyenlere köle ol, onlar da baş düşmanların kapısında el etek dursunlar, öyle mi?

Kürd siyasi, askeri otoriteleri sınırsız yetki kullansın, halkın itibarını sonuna kadar çarçur etsin, umuduyla alabildiğine oynasın ama hesap vermesin! Topal Nasır’ı ve yüzlerce kendi arkadaşını öldürsün ama  hesabını vermesin?! Öyle mi diyorsunuz? Kazakistan’dan ülke, vatan hevesi ve hasretiyle kalkıp Zap’a, Metina’ya kadar giden çocuk yaşındaki birini Öcalan’ı anlamını dahi doğru dürüst bilmediği ‘diktatör’ sözüyle ödüllendirdiği için ‘yerin göğün kurucusu’ Cuma arkadaşın talimatıyla bir taşın dibinde kurşuna diz, sorgusuz sualsiz?!… İsmini de ‘devrim’ koy…

Hesap vermeyenler takımı (!); ağzını açanı ‘hainlikle’ suçlasın, yolunu kessin, hayatını karartsın, işini bitirsin ve kurulu örgüt-devlet hanedanlığı devam etsin, kervan yürüsün öyle mi?

Sizler hiç o bilinen Kürd parti-devletlerin halkına hesap verdiğini gördünüz, duydunuz mu? Yalnız siyasi, askeri otoriteler halkına hesap vermeye başladığı gün sorunlar çözüm yoluna girebilir. Buna Kürdler arası siyasi birlik sorunu da dahildir. Çünkü halkı kutuplaştıran, birbirine karşıt yapan, bu karşıtlıktan çıkar devşiren sömürgeci güçlerden daha çok Kürdlerin parti-devletleridir. Onlara asla bağımsızlık lazım olmaz, BM’ye kayıtlı, halkına hesap vermeye zorunlu Kürdistan devleti gerekmiyor onlara. Çünkü mini örgüt-devletlerini kurmuş, saltanatlarını ilan etmişler. Üstelik ebedi savaş durumundan, ‘kritik süreç’lerden dolayı halkına hesap verme zorunlulukları da yok.

Zamanında seni temsil edenleri hesap vermeye alıştırsaydın, önderim dediğinin düşman karşısında yaptığı ‘hizmete hazırım’ onursuzluğu ile karşılaşmayacak, ‘Kürdistan fikrini çöp sepetine atma’ kepazeliğine tanık olmayacaktın.

Suskunluğa ortak olamak mı? Kendi mutluluğun dışında bir hedefin kalmamışsa, yaşam senin için bir fuzuli yük olmalı artık. Susmak, akmak olmadığını gösterebilir ama onurlu olduğunun bir göstergesi değildir.

 

******

Bana göre siyasi, askeri çalışmalarda bir çok şey af edilebilir; yanlış planlamalar, üyelerin ölümüne sebebiyet veren taktik hamleler, felaketle sonuçlanan talimatlar vs.

Yoldaşını, kader arkadaşını, kardeşini sonsuz işkencelere tabi tutmak, katletmek ve bunu araç olmaktan çıkarılıp amaç haline getirilen örgütün selameti adına yapmak adiliktir, faşizmdir, insanlık ölçülerini kaybetmedir ve af edilemez.  Böylesi cinayetleri işleyenler, önce halkın vicdanında, sonra da mahkemelerde yargılanmalıdır.

Bu konuları PKK’den ayrılmış eski yetkililer bile anımsamaktan, dile getirmekten hoşlanmaz, geçiştirmeği tercih ederler.  Çünkü çoğunun eli ‘sistemin bir çarkı olma zorunluluğu ile’ kardeş kanına bulaşmış.

Hatta bugün şehadet olayını konu ettiğimiz PKK’nin ünlü komutanlarından Topal Nasır’ın (Faruk Bozkurt)  kendisinin haksız yere bazı gerillaların ölüm talimatını verdiği rivayetleri dolaşıyor…

…Ben ‘sosyalist örgüt’ PKK’ye katıldığımda 28 yaşımdaydım ve artık sosyalizm cenderesinden geçmiştim, bu sisteme itibarım yoktu. Sosyalizm sloganları halkımızı bağımsız Kürdistan uğruna örgütlemek için bir araç olabilir diye düşünüyor, PKK’nin bu yönünü görmezden geliyordum. Katılma gerekçem, kesin ve net olarak bağımsız Kurdistan uğruna mücadele ve milli taassup duygularıydı. 1999’dan sonra Öcalan’ın ölüm korkusu karşısında ‘bağımsızlık söylemleri hataydı’ ifadelerini ve bir sürü diğer saçmalığı da sineye çektik. Beni PKK’den ruhen koparan ‘brakujî savaşları’ ve başta da parti içi cinayetler oldu. Nasır olayı bardağı taşıran son damlaydı. Nasır’ın Murat Karayılan’ın talimatı ile bomba atılarak patlatılan mangasını sonradan ziyaret ettiğimde kendi kendime ‘benim bu partide artık bir işim kalmadı’, demiştim. PKK Başkanlık Konseyi’nin kararı ile yapılan bu sinsi cinayete ‘YNK ile savaş çıktı’ süsü vermeğe çalıştılar, tutmadı. Tek bir gerilla bile bu hikayeye inanmadı. Ama her kesi susturdular…

Şimdi kimse ‘bir olaydan dolayı PKK yönetimini topa tutmak insafsızlıktır’, demesin. Tam tersine, böylesi bir telkinde bulunmak cinayetlere ortaklık etmek demektir. Nasır olayı ‘tek’ değil, onlarcası, yüzlercesi var. Duran Kalkan’ın döneminde Lolan’da mesela, Saime Aşkın katledilmiş, sonradan şehit ilan edilmişti. Tıpkı katlettikleri Nasır’ı özür dilemeden, pişkince ‘şehit’ ilan ettikleri gibi.

16 Şubat 2017 tarihinde PKK basınında yer alan habere bakın, allah aşkına. Ne gülünür, ne ağlanır, ikrah, iğrenti yaratıyor sadece:

“PKK Şehit Aileleri ile Dayanışma Komitesi, 1964 Erzurum-Karayazı doğumlu ve 2002 yılında Medya Savunma Alanları’nda yaşamını yitiren Nasır Karayazı kod adlı Faruk Bozkurt’un yaşamını yitirdiğini açıkladı.

PKK Şehit Aileleri ile Dayanışma Komitesi tarafından yapılan açıklamada, “Nasır arkadaşın şahadetinin büyük üzüntüsünü yaşayarak, acınızı paylaşıyor, halkımıza ve sizlere başsağlığı diliyoruz. Mücadelemizin yoğunluğundan kaynaklı bu mektubu gecikmeli göndermemizi anlayışla karşılayacağınıza inanıyoruz. (…)”

Dalga geçercesine yazılan şu ütülü cümleye bakar mısınız:

Mücadelemizin yoğunluğundan kaynaklı bu mektubu gecikmeli göndermemizi anlayışla karşılayacağınıza inanıyoruz”.

Wêneyê Xebat Bozkurt.

 

Nasır’ın ailesi bu saçmalığı anlayışla filanla karşılamamış. Dün Nasır’ın öz amcasının oğlu 10 yıl gerillalık yapmış Xebat arkadaşla görüştüm. Nasır’ın katledilmesi ile ilgili şunları diyordu:

“Nasır’ın öldürülmesi kararını PKK Başkanlık Konseyi’nde alıyorlar. Cemal (Murat Karayılan) diyor, ‘Ben uygularım ama sahip çıkmam’. Böyle kararlaştırıyorlar. Mangaya girip kurşun sıkıyor, bomba patlatıyorlar. Nasır’ı katlettikten sonra ‘YNK baskın yaptı, Nasır arada öldü’ diye sözde operasyon çıkarıyorlar (…)

Konsey toplantısında çekimser kalan Ferhat’tır (Osman Öcalan), diğerleri onaylamışlar katliam kararını”.

Söz konusu Başkanlık Konseyi toplantısına bilinen yöneticilerden Rıza Altun ve Nizamettin Taş başka alanlarda bulundukları için katılmamış, karara ortak olmamışlar. Nasır’ın katliam kararını onaylayan Konsey üyeleri: Cemil Bayık, Murat Karayılan, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Pelçin vs… PKK Başkanlık Konseyi, Zagroslar komutanı Nasır’ın suçunu “Önderlik çizgisine gelmemek”, “Zagros yapısı üzerindeki otoritesi yönetimimiz açısından tehlike teşkil etmektedir”, “Yapıyı yönetime karşı kışkırtabilir” biçiminde tarif etmiştir.

VE KATLİ VACİPTİR! kararını vermiştir.

Oysa Nasır’ın yegane ‘suçu’, tutuklanmadan ve katledilmeden bir süre önce PKK 7. Kongre’sinde yaptığı konuşmaydı. Nasır, konuşmasında özet olarak Başkanlık Konseyi’ni eleştirdi, Türk devletinin esiri olan Öcalan’ın direktifleri ile hareket etmenin doğru olmadığını söyledi. Vesselam. Söyledikleri aşağı yukarı böyleydi. Bu kongreye katılan 600 kişiden yarısı sağdır herhalde.

Nasır’ın ardından Cemil Bayık’ın öfkeyle ayağa kalkıp ‘Burada Semir’in ruhu dolaşıyor’ demesiyle Faruk Bozkurt’un kalemi de kırılmış oldu.

PKK Başkanlık Konseyi’ne Nasır’ın ‘imha edilmesinin’ vacipliğini dayatan ve kabul ettiren de Cemil Bayık’tan başka birisi değildir. Bazı arkadaşların ‘Nasır’ın durup dururken PKK tarafından şehit ilan edilmesi, Cemil Bayık’ın Murat Karayılan’a karşı hazırladığı komplonun bir parçasıdır’ değerlendirmeleri yerine oturmuyor. Nasır’ın ölüm hükmünü veren Cuma’nın kendisidir çünkü.

Nasır’ın amcası oğlu, eski gerilla Xebat devam ediyor:

“Tutukluyken Nasır’a işkence yapıyorlar ancak sözünden dönmüyor, taviz vermiyor. Kadro yapısı Nasır’ın haklı olduğunu biliyor ama sesini çıkarmıyor. Bir korku imparatorluğudur PKK… Konsey kararından sonra bombayı mangaya Akifê dîn (Deli Akif) denen bir gerillaya attırıyorlar. Akif’ten haber yok, ölüdüğünü kaldığını bilen yok…”

Nasır’ın amcası oğlu Xebat, 2006’da teyzesinin oğlu, gerilla komutanıDoktor Afat bir komplo ile şehit edildikten sonra onun anısına gerillaya katılmış ve Afat kod ismini almış, 10 yıl saflarda kalmış.

“Beni 2008’de Nasır’dan dolayı tutukladılar, bir ay boyunca beni zincirle bağladılar. – diye anlatıyor Xebat – Düşmanın beni Nasır’ın intikamını almak için gönderdiğini iddia ediyorlardı.Platformumda Fuat (Ali Haydar Kaytan) ‘Sende Nasır’ın kanı var’ dedi. Doğrusu kim vurduya gideceğimi, amcam oğlu gibi katledileceğimi düşündüm. Çünkü Fuat’ın ağzından aynen şu sözleri duymuştum: ‘Düşman Nasır olayını bize karşı kullanıyor ama kim yapmışsa iyi yapmış, eline sağlık!’

Her kes Nasır olayı konusunda susuyordu. HPG üst düzey komutanı Nureddin Sofi ile bir saat konuştuk. O zaman Gabar’dan yeni Güney Kürdistan’a geçmiştim. Nureddin bana dedi ki, ‘Fazla kurcalama olayı. Gerçekleri ben de biliyorum ama en iyisi susalım…”.

Ancak Xebat’ın susma niyeti yok: “Kim eğer kendi kariyeri için bir Kürdü öldürmüşse, alçaktır. Hangi parti olursa olsun. Zaten düşman yıllarca bizi kültürel, ahlaki, siyasi, fiziki olarak öldürüyor. Yetmiyor mu?”

Şimdi Zagrosların ünlü komutanı Topal Nasır (Faruk Bozkurt), PKK Başkanlık Konseyi kararıyla katledildikten 15 yıl sonra pişkince yazılmış bir metin ile şehit ilan ediliyor.  Parti literatürüne göre ‘itibarı iade ediliyor’.

Ortada kanlı ve ahlaksızca yapılmış bir cinayet var. Cinayetin kararını veren, uygulayan belli, suçlusu malum ama cezalandırılan kimse yok!

Hele PKK metnindeki pişkinliğe bakar mısınız:

“Siz değerli ailemizi de yurtseverlik görevlerinizi daha güçlü yerine getirmeye çalışıp Nasır arkadaşın şehadetine, mücadelesine ve özlemlerine bu temelde daha güçlü cevap olmaya çalışacağınıza inanıyor, bir kez daha sizlere ve halkımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz”  

Bu kadar da utanmazlık olur mu?

Şimdi aileye şehadeti yazıyorsunuz, şehadetin nedeni nerede, af dileme, özür nerede? Böylece aileyi kandıracağınızı mı düşünüyorsunuz?

“Şehadet” mi?! Öldürdün, özür bile dilemiyorsun.

“Mücadele” mi?! Nasır, sizin uğruna mücadele ettiğiniz ‘ortak vatan’ınız için ölmedi, ortak vatanınızın yolundaki bir engel olarak ‘temizlediniz’ kendisini.

“Özlem” mi?! Faruk Bozkurt’un özlemi ‘demokratik Türkiye cumhuriyeti’ değildi ve bu saçmalığa PKK yapısı içerisinde ilk olarak güçlü biçimde itiraz eden bir kahraman gibi tarihe ismini de yazdırmıştır.

******

Savaş örgütleri demokrasi kuralları ile yönetilmezler, demokrasi ile yönetilen örgütler savaş örgütleri olmazlar. Bu bir kuraldır, kimsenin değiştirmeğe gücü yetmez.

Yani PKK bir savaş örgütüdür, bu örgütün ‘parti içi demokrasi’ filan söylemleri gereksizdir.

PKK’den demokrasi bekleyen de yok, katletmeyin Kürd çocuklarını, yeter. Ve katlettikten sonra timsah gözyaşları dökmeyin.

PKK’nin çok şeyini görmezden gelmek mümkündür ama bir dava yürütüldüğüne inanarak bu partinin saflarına katılan Kürd çocuklarını havadan sudan gerekçelerle katletmesine asla!

Nasır’ı pişkinlikle şehit ilan eden ‘derin’ PKK aklı, Kürd halkı ile dalga geçmiştir; çevir kazı yanmasın…

Nasırı katleden anlayış, örgüt-devleti koruma adına bu halkın değerli evlatlarını kurban eden, halkımızın mücadele azmi, özlemi ve hayalleri ile keyfince oynayan anlayıştır.

Nasır’ı katleden anlayış, bugün Kürd partileri arasında düşmanlığı, gerginliği körükleyen, toplumumuzu kutuplaştıran anlayışın ta kendisidir.

Hepimiz suçluyuz.

PKK yönetimine sınırsız yetki veren, sorgulamayan, hesap istemeyen, yanlışlarına göz yuman, sorgulanmasına tahammül etmeyen halktan insanlarımız baş sorumludurlar, birincil derecede suçludurlar.

 

Hejarê Şamil

hejare_shamil@hotmail.com

20.02.2017

*************************

Ali Karduxos’un notu:

1999 yılında geri çekilmeler denen ihanetlere karşı çıktım. bazı bildiri ve açıklamalar yzıp  fotokopi biçiminde çoğaltıp  dağıttım. 8 Ağustos 1999’da Yunanistanda en çok okunan haftalık siyasi bir gazetede BAŞKANLIK KONSEYİ 4 YANLIŞ YAPTI  diye bir  yazdım.

Bu yazdıklarımdan dolayı  iftiraya uğradım.

O zaman ERNK’nin resmi yayın organının  sahibi , başyazarı ve ERNK BASIN YAYIN SÖZCÜSÜ idim.

ERNK adına  hemen hemen tüm TV  tartışmalarına ben katılıyordum.

Halka açık  toplantılara hep ben gönderiliyordum.

Bu toplantılardan birine  ben ERNK adına katılırken 4 konuşmacıdan  birinin de eski Genel Kurmay Başkanı  Sayın X. Liberis olduğunu da hatırlatayım.

Yine  başka bir toplantıya  gönderildim. Burada da SYRİZA’nin eski başkanı A. ALavanos ve M. Xaralambidis  ile  birlikte 3 kişi  konuşmacı idik.

Ben muhalefet edince

-Biz bu adamı tanımıyoruz bu adam bizden değil dediler.

Bunun üzerine dergiden ayrıldım. Yeni bir dergi çıkardım. TC Genel Kurmay Başkanlığının İnternet sayfasında «PKK MUHALEFETİ YUNANİSTANDA DERGİ ÇIKARIYOR» diye bir yazı yayınlandı.

Bir müddet sonra yeni dergimi yani muhalefet dergisini çıkardığım gün  kaçırıldım.

Beni kaçıranlar 3 kişiydi. Her üçü de PKK liydi. Kıbrıstan Bulgaristan üzeri gelen beyaz saçlı  Said , Kurdıstana Rojavadan  Ahmet  ve Benav adlı bir  aptal. Yani vurma kırma olaylarında kullanılan  okuma yazması bile olmayan biri.

 

Beni kaçıranlar meğerse bir yerde, bir dağın tepesinde, Lavrion’da  önceden mezarımı bile kazıp hazırlamışlar.

Ama şanslıydım. Olayı tesadüfen oradan geçerken gören  Panayotis isimli bir  Yunanlı polisi arayarak, üç  kişi tarafından birisinin bir münübüse bidirildiğini ve zorla kaçırıldığını  polise cep telefonu ile  haber veriyor. Motoru istinde bir müddet  PKKli Benav’ın sürdüğü  münübüsü  takip edip polisi bilgilendiriyor. Kaçıranların 3 kişi olduklarını ve yabancı bir dil konuştuklarını ancak  kaçırılan kişinin  Yunanca İMDAT diye bağırdığını  söylüyor.

Bunun üzerine polis beni yaklaşık 20 dakika-yarım saat sonra kurtardı.

Bu kez neden kaçırıldığım  senaryosu hazırlandı. PKK sorumlusu kampta PKKlilere şunu söylüyor.

«-Ali Karduxos başkana  karşı çıkıyor, Başkanlık Konseyine küfrediyor. Bu adamı cezalandıracaktık ancak arkadaşlar yakalandı. «Kim Ali’yi PASAPORT YAPIYOR diye şikayet ederse onu Avrupa’ya göndereceğiz» diyor. Ve 10 kişi  topluyor. Herbirinin ifadesini tek tek hazırlıyor.  Bunların  şikayet dilekçelerini  iki pahallı avukat eşiliğinde polise veriyor.İsim resim, imza   herşey. (hepsi bende mevcuttur). (NOT: bunlardan sadece bir tanesi sonradan gelip benden özür diledi. Avrupaya gitmek için ve örgütten korktuğu için yaptığını söyledi).

Bu 10 kişiden çoğunu  hiç tanımam. bazılarını şahsen tanırım. ikisini de ismen .

Böylece benim  öldürülme gerekçem  değiştirildi

Muhalefet ettiği için değil de başka bir sebepten  diye sunuldu.

***

12 yıl süren mahkemelerden sonra onların çok pahallı avukat tutmalarına rağmen  sonuçta hepsinde ben haklı çıktım.

Bana iftira atan kadınlar 2,5 yıl  hapis cezasına ve ayrıca para cezasına çarptırıldılar.

Ben 18.600 Avro tazminat aldım.

Mahkeme kararı Yunanistan’da  günlük bir gazetede yayınlandı.

Ama 13 yıl boyunca siyaset yapmamın önü alınmış oldu.

Ali Karduxos 20 Şubat 2017-Atina

 

 

Φεβρουαρίου 20, 2017 Posted by | 1, YORUM / ŞİROVE | Σχολιάστε