Alikarduxos's Blog

Bêjenasîya zimanê Kurdî

Kürdistan arkeolojisi

Bir Yüksek lisans tezi kapak

Kuzey Mez ça çöm siz KAPAK Turan yalçın

Okumak için Alttaki açık mavi renkli satırı tıklayınız!

TURAN YALÇIN ÇAN ÇÖM KUZ MEZ

 

Sözkonusu  Yüksek Lisans Tezinden bazı başlıklar:

KUZEY KÜRDİSTAN’DAKİ

HALLAN ÇEMİ: 1

Hallan çemi tez BİR

Hallan Çemi devamı: 2

hallan Çemi İKİ

 

Hallan Çemi Devamı: 3

HALLAN ÇEMİ ÜÇ

 

GÖBEKLİTEPE (Gırareşk) : 1

Göbekli Tepe BİR

GÖBEKLİTEPE : 2

G Tepe İKİ

 

ÇAYÖNÜ (Qotaberçem)

Çayönü BİR

 

NOT:

 

Bu videoyu muhakkak izleyiniz.

Kürdce KA «saman» kelimesinin etimolojisi videosu.

Konuşmacı  Ali Karduxos.

Konu: KÜRD DİLİNİN  ETİMOLOJİSİ

 

 

Advertisements

Ιουνίου 25, 2017 Posted by | 1, tarih/dirok | Σχολιάστε

Kemal’in emriyle jenosid yapan Topal Osman

 

Samsuna kavuşan Mustafa Kemal’in ilk görüştüğü kişilerden biri Topal Osman’dı. (KAYNAK: Doğan Avcıoğlu: Milli Kurtuluş Tarihi).

Topal Osman’a asker silah ve yetki veren M. Kemal ondan sadece ve sadece istediği bir tek şey vardı. O da şuydu: Pontusluları imha etmesi. Asker kaçağı gibi hareket edecekler ve kimliklerini hiçbir şart altında beyan etmeyeceklerdi. Böylece yapılan katliamlardan kemalistler sorumlu tutulmayacaktı.

Topal Osman’ın Mustafa Kemale verdiği cevap çok ilginçti:

– Hepsini eşek arısı gibi yuvalarında boğacağım. (Kaynak: Kutsal İsyan, H. İ. Dinamo bkz. kitabın kapağı)

images

Topal Osman yaptığı her katliamda M. Kemali detaylıca haberdar etti.

Topal Osman, Pontus Jenosidinden sonra Sakarya savaşına Türk Subayı olarak çağrıldı. TBMM, Ruslarla Fransızlarla , İtalyanlarla anlaşmıştı. Artık askeri kimliğini gizlemesine gerek kalmamıştı.

M. Kemal Ankarada büyük bir sevinçle  ve bir kahraman gibi karşıladı.

Bu karşılamanınresmi vardır. M. Kemalin gülümsediği nadir fotoğraflardan biridir.

 

katil ankarada başka bir katille görüşüyor

Kaynak: Pars Tuğlacı , Çağdaş Türkiye cild: III, sayfa 1876i 1990 İstanbul.

Bu jenosidci katil, Sakarya savaşından sonra TBMM muhafız Alayı komutanı oldu. Mustafa Kemali ve meclisini koruma görevi ni aldı.

M. Kemalin en güvendiği bir katil olarak, yüne M. Kemal’in emri ile M. Kemal’e muhalefet eden milletvekili Ali Şükrü Bey’i öldürdü. (27 Mart 1923). Sonra da M. Kemalin  gönderdiği «Papazın Bağı» denen yerde saklandı.

M. Kemal Ali Şükrü Bey’in boğdurulmasına duyulan tepkilerden korktu. Kimin yaptırdığı anlaşılırsa kendisi de tepetaklak düşecekti. Topal Osman yakalanır ve itiraf ederse kendi durumu daha da çok kötüleşecekti. Hiç yakalanmaması ve hiç konuşmaması gerekiyordu. Bu yüzden de bir yüzbaşıyı çağırdı ona:

-Topal Osman Ağa Papazın Bağı denen yerde saklanıyor, gidip onu öldüreceksin! deyip saldırı planını da bizzat çizip ona açıkladı. eline bir kağıt plan verdi. (Kaynak: Doğan Avcıoğlu). (Bazı kemalist yazarlar «papazın bağı» dememek için Ayrancı Bağları der).

Yüzbaşı gidip Topal Osman’ı öldürdü.

M. Kemal Topal Osman’ın kendi arkadaşı olduğunu ve kendi emriyle Ali Şükrü Bey’i öldürdüğünü gizleyebilmek için onun cesedini ayağından Meclisin kapısının üstüne astırdı.

TBMM  kapısının eşiğinde ceset asılmış tek meclistir sanırım.

Topal Osman 1883 doğumluydu ve M. Kemaldan 3 yaş küçüktü. 1923 te M. Kemal tarafından öldürüldüğünde 43 yaşında idi.

Mustafa Kemal türk tarihçilerinin ve okul kitaplarının yazdığı gibi 1881 doğumlu değildir. 1880 doğumludur. Neden onun doğum tarihinin 1881 yapıldığını bilahare açıklayacağım.

M. Kemal 1931 yılında 4 cildlik bir faşist emperyalist ırkçı bir tarih yazdırdı. Bu tarih kitabının sonundaki kronoloji bölümünde kendi doğum tarihini doğru olarak yazdırttı: 1880.

 Tarih IV m kemal

 

Tarih 4 kronoloji s 347

Osmanlıcadaki  «tevellüd» kelimesi  arapça bir kelimedir ve DOĞUM demektir. 
Mustafa Kemali’in tevellüdü demek «Mustafa Kemalin doğumu» demektir.

 

 

M. Kemal’in doğum tarihi sonradan sonradan neden 1881 yapıldı?

Çünkü Annesi Zübeyde  Ali Rıza ile evlendiğinde  M. Kemal onun kucağında idi. Bir yaşında idi. Başka bir babadandı.  Doğum tarihi 1881 yapılarak «doğumunu bir yıl geciktirdiler»(!).

Dikkat ederseniz yazdırttığı tarih kitabında annesinin resmi vardır ama babasının  resmi yoktur.

YAZAN: Ali Karduxos 20 Mayıs 2017-Atina

Μαΐου 20, 2017 Posted by | 1, tarih/dirok | Σχολιάστε

PONTUS JENOSİDİNİN, M. Kemal imzalı BELGESİ

Ermeni, Pontus ve Dersim Jenosidini yapanlar aynı kişilerdi.

Aşağıdaki belgede  tüm katillerin isimleri ve imzaları vardır.

*****

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

ÇEVİRİSİ

 SURET

Dokuzyüz kırkbirinci karar:

Ahiren Yunan donanmasının Karadaeniz’de inkişaf eden  faaliyeti ve İnebolu’yu  bombardıman itmesi  hesabıyle  Samsun’a bir ihrac ihtimali tezayid  itmiş olduğundan sahildeki  on beş yaşından elli yaşına kadar eli silah tutabilen rumların dahile sevkleri Merkez Ordusu Kumandanlığının eşmarine maatuf Erkan Harbiye Umumiye  Vekalatinin  9 .6. 37  tarihi  ve 5046 numaralı tezkeresi üzerine icra vekilleri heyetinin  16. 6. 37 tarihindeki  ictimaında  karargir olmuştur.

 Hemen altta ise Başta Harbiye Vekili ve Dahiliye Velilleri olmak üzere  Türkiya Büyük Millet Meclisi reisi  Mustafa Kemal ile  Erkan Harbiye Vekili Fevzi’ nin imzaları vardır.

Sol taraftaki  sarı markadorlu  imza Mustafa Kema’lin  sağ taraftaki ise Fevzi(Çakmağın) dır..

Kitabın  aslı  kardeşiniz Ali Karduxos’un özel kitaplığında mevcuttur.

Aynı şahıslar aynı tecrübe ile   10 yıl sonra  Dersim Jenosidini gerçekleştirdiler.

Bu Osmanlıca belge: Türkiye Büyük Millet Meclisinin  yayınladığı kitaptan alınmıştır.  Osmanlıca  harflerden bugünkü latin harflerine çeviriyi  kardeşiniz Ali Karduxos yaptı.

 Bu kitabın Latin Harfleriyle yeni baskısı da vardır ancak  elimde olmamasına rağmen yeni baskısının ve TC devletinin  çevirisinin güvenilir olmadığı ve eksik olduğu kananatindeyim.

yeni baskısının kapağı:

pontus meselesi TBMM yeni baskı

(Alıntı yaparken Kaynak ismi vermemek  hırsızlıktır).

KÜÇÜK  AÇIKLAMALAR

1.Bu karar alındıkatan sonra tüm rum -yani Yunanlılar- önce talan edildiler ellerinden varları-yokları alındı. Ve sonra BAŞKA BİR YERE zorla tehcir edildiler. Tehcirin amacı yolda imha idi. Ermeni jenosidi tecrübeleri de vardı. Bu konuda yüzlerce kişinin bir vadide katledildikleri belgesi M. Kemale sunulmuştur. ve bu osmanlıca kitapta yayınlanmıştır.  Ayrıca bu jenosidin görgü tanığı Kızıl Ordu komutanı Frunze’dir. Frunze 1921de Sovyetler Birliğini temsilen M. Kemal’le görüşmek üzere Ankara’ya gönderilir. Karadeniz Samsun’dan itibaren yaylı (fayton , at arabası) bir araba ile Ankara’ya yola çıkar. Yolda, sürgüne götürülen bir Yunanlı Pontusluların kafilesine raslar. Yolda sürekli ceset sayar. ve bunlardan birini şöyle anlarır:  On kilometrelik yolda 55 ceset sayar. çoğu çocuktur.  Şöyle der:
«-On veya onbir yaşlarında bir kız çocuğu . kafası kesilmiş ve kolunun yanına konmuştu».

2.Kemalist devlet bir gurubu veya bir ulusu katledince onu sürgün bahanesi ile toplar sonra da BAŞKA BİR YERE diyerek «belli olmayan bir yere doğru yola çıkarırır. Kemalistlerin dilinde BAŞKA BİR YERE emri, katledilme emridir. Mustafa Suphi için de Mustafa Kemal’in verdiği emir  «Trabzon’dan BAŞKA BİR YERE nakledilmeleri» biçimindeki bir emirdir. Yani katledin! demektir.

3.Yukarıdaki Osmanlıca kitapta yazılanları çarpıtmak için devlet çok insanını seferber etti. Jenosidci tarihçiler «aileler kendi isteklerince gittilar» diye yazdılar.
Halbuki 6 yıl önce ermenilerin sürgünde katledildiklerini bilen Hristiyan Rumlar, sürgüne götürülenlerin %100 katledileceklarini biliyorlardı.
Bu yüzden de 1921 de sürgüne gitmemek ve katledilmemek için köyler 24 saat içinde müslümanlaştılar. Bugün Pontusta Pontusça konuşan müslümanların ataları işte böyle 24 saat içinde müslümanlaşan  Yunanlılardı.
M. Kemal orduları bugünkü IŞİD gibi köylere girip genç kızları toplayıp tecavüz edip katlediyordu. geri kalanları da sürgüne gönderiyordu. ( isteyen Türk tarihçi ile halka açık tartışabilirim).

Μαΐου 20, 2017 Posted by | 1, tarih/dirok | Σχολιάστε

DERSİM JENOSİDİ KRONOLOJİSİ

http://www.zazaki.de/turkce/dersim_soykiriminin_kronolojisi.htm

 

Yazan Seyfi Cengiz

Μαρτίου 4, 2017 Posted by | 1, tarih/dirok | Σχολιάστε

belgesel, neolitik dönem

17. dak sonra türkçe Göbeklitepe denen Girê Miraza

 

 

Φεβρουαρίου 2, 2017 Posted by | 1, tarih/dirok | Σχολιάστε

Elazığ’daki «türkçü» faşislerin, türk olmayan ataları

elazig-1

 

elazig-2

Δεκέμβριος 14, 2016 Posted by | tarih/dirok | Σχολιάστε

GAVGAMİLA ve İSKENDER

 

GAVGAMİLA ve İSKENDER

(siyasi tarih dersi)

 Hz. İsa’dan önce 331 tarihinde Gavgamila denen yerde Büyük İskender’in  ordusu Pers ordusunu yendi.

 Eski Yunanca «kamila» deve demektir. Bugün de hala kamila deniyor.

Kelime semitik kökenlidir ve İbranice’de   ∕ gāmāl ∕’dır. Avrupa dillerine de geçmiş.

İngilizce camel, Fransızca chmeau, Almanca Kamel.

Dikkat edilirse Gavgamila kelimesinin içinde  –gamil–  vardır.

Coğrafyanın babası Strabon’a [Hz. İ.Ö. 64- Hz.İ.S. 19] göre GAVGAMİLA, “Develerin konakladığı ve bakımlarının yapıldığı yer” anlamındadır. Pers kralına bağlı ordunun develeri burada konaklıyormuş.

İşte Erbil  ve Dicle nehrine yakın olan bu yerde Büyük İskender III. Darius’u yenmiş. [Darius’un krallığı:   336 yılından 330 da yenik bir kral olarak  öldürülene kadardır].

 İskender Yunanca Aleksandros’tur.  Kelimenin başındaki Ale-  ile sonundaki -os  çıkarılırsa  /-ksandr-/ kalır.. Baştaki KS tersine çevrilir. SK olur…

İki sessizden oluşan SK, başa bir sesli harf alıp İ-SK olur. İSK+ANDR > ISKANDAR > İSKENDER olur.

(Etimolojik “parelel” not:

Türkçede hem /ekşi/ hem de /eşki/ denmesinin sebebi de budur. Ekşi, Yunanca KS-İ-NO’dur). Bu kez başa E seslisini almış.

III. Darius’un (Dara) lakabı Kodaman’dır.  Kendisinden önceki kral Mısır’ı almış, Küçük Asya’ya hakim olmuş, Yunanlılardan büyük oranda paralı asker toplayıp güçlü bir ordu kurmuştu.

III.Darius kral olduğunda Pers imparatorluğu zengindi. Parayla da olsa istediği yerde ayaklanma çıkarabilecek durumdaydı. Makedon kralı Filip’i iyece sıkıştırmış durumdaydı.

Tek korku  tüm pers imparatorları gibi zehirlenme korkusuydu. Sarayda kendisine sunulan bardağın zehirli oluğunu  farkedince, bardağın tümünü son damlasına kadar sunan hadımına  içirmiş ve ölümden kurtulmuştu. Akıllıydı.

 III.Darius savaşçı biriydi. Medya ülkesinin halklarından biri olan Kadusya’lıların liderini teke tek dövüşte öldürmüştü. (Bunların bir Kürd kabilesi oldukları yönünde çok büyük belirtiler var. Savaşçı,  iyi ok atan Atropatini halkı idi. Hazarın batısından itibaren Bugünkü Aras nehri civarında  yaşarlardı.  Diğer isimleri Mardlar’dır. Kürdcedeki Merd ile aynı kökenden bir  isim. Bunlardan bahseden Strabon ve Stefano Byzandiou isimli yazarlardır). Tek kusuru biraz ürkek olması idi.

Mardların lideri daha da iriyarı olmasına rağmen III. Darius güçlü rakibini öldürmüştü.

Atropatini ve MARDlar.jpg

Atropatini ve Mardların bölgesi

İktidara geldiğinde Makedonya kralı Filip öldü. Oğlu  Aleksandros, o anda, henüz pek hesaba katılacak bir rakip sayılmıyordu. Filipe karşı Thiva (Thibe) şehri ayaklanmıştı. Ama İskender Thiva’yı  335’te kuşatmış, yerle bir etmişti. Thiva şehrinde sadece Pindaros’un torunlarının kaldığı ev hariç tüm evler yerle bir edilmişti.  (NOT: Pindaros Hz. İ.Ö.522-448 yıllarında yaşamış  lirik şiir yazarı idi). Artık  İskendere karşı kimse ayaklanmaya cesaret edemiyecekti. İlliria’daki ayaklanmayı da bastırmıştı. Bugünkü Arnavutluktur.

 Ertesi yıl Büyük  İskender  Asya’yı işgale hazırdı. Emrinde 30 bin yaya, 5000 süvari vardı. Bu orduya İskender’in kendisi dışında  çok tecrübeli ve büyük komutanlar refakat ediyordu.

Aristotelis’in öğrencisi Büyük İskender ordusunun maaşını ödeme konusunda güçlük çekse bile  ne yaptığını iyi biliyordu. Döneminin en okumuş bilgili insanlarını da yanına almıştı.

İçlerinde seçkin filozoflar, coğrafyacı, botanolog ve tarihçiler de vardı. (Aristotelis: Hz. İ.Ö. 384-322 yıllarında yaşayan büyük filozof. Babası doktordu.  17-18 yaşlarında Platon’un (Eflatun Hz.İ.Ö. 428-347) yanında öğrencilik  yapmak için Atinaya geldi 20 yıla yakın Eflatun’un yanında kaldı. 342 yılında  Makedonya kralı II.Filip’in teklifini kabul edip prens İskender’in  eğitimini üzerine aldı. Bu tarihte İskender henüz 13 yaşında idi.. İskender 336’da Makedonya kralı olunca  bir yıl sonra Aristotelis Atina’ya yerleşti. 322 tarihinde Chalkida’da öldü. 1000 civarında eseri vardır. Ancak bunların küçük bir kısmı bugüne kadar ulaşmıştır).

Büyük İskender, Pers ülkesinde SUSA şehrine varana kadar:

334 yılında Granikos savaşını kazanmış;

333 yılında İssos savaşını kazanmış, ve:

331 yılında da Gavgamila savaşını  kazanmıştı.

(Google’ye  yunanca  GAVGAMILA yazın ve resimlere bakın. Yunanca yazılışı: Γαυγάμηλα).

Bu savaştaki  asker sayısındaki üstünlük  Perslerdeydi. 

megasalexandrosppt-8-638

Tarihçi Arrianos’un yazdığına göre Pers ordusu 1.000.000 askerden oluşuyordu. Ordusda 40.bin süvari vardı. 200 tırpanlı savaş arabası bunlara eşlik ediyordu.

 

Yunan Makedonordusu ise sadece 40.000 yaya ve 7000 süvari idi.

 Büyük İskenderin  dahi  taktiği sonucu savaşıYunanlılar kazandı

İskender, Aralık 331de Susa şehrine  girmişti. 250 yıllık Pers devletini 3 yılda yıkmıştı..

Birinci savaş, Granikos Savaşında,  karşısında sadece güçlü pers süvarileri bulunmuyordu. Pers ordusunda paralı asker olan, Memnonas gibi  yetenekli yunanlı komutanlara karşı da savaşı kazanmıştı.

Arrianos İskender’e refakat eden tarihçidir. Bu savaşta 20.000 kişilik paralı yunan ordusunu kuşatıp 18.000’ini  öldürdüğünü yazar. Geriye kalan 2000 kişiyi de esir olarak Makedonya’ya gönderdiğini  belirtir.

Bundan 18 ay sonra ise İssos savaşını kazanır.

Granikos zaferinden İssos zaferine kadar 18 ay geçmişti. Hem ordusunu güçlendiriyor. Hem de Küçük Asya’nın kara ve deniz kısımlarında gerekli organizasyonu  tamamlıyordu.

Buna rağmen Pers ordusundaki Rodoslu paralı asker ve komutan Memnonas Sakız ve Midilli (Lezbos) adalarını  işgal etmişti. Memnonas  savaşı   Atina’nın  bulunduğu bölgeye  taşımayı  planlıyordu. Bu amaçla Atina yakınındaki Evvia adasına saldırmayı planlıyordu.

400 savaş gemisi vardı.

İşte tam bu sırada İssos denilen yerde savaş oldu. III. Darius’un ordusu hezimete uğradı.

Bu savaşta da aslında Büyük İskender yine  sayıları 10.000 olan Yunanlı paralı askerlerle böy ölçüşmüştü.

Savaşta Yunanlılar iki guruba ayrıldı 2000 kişilik bir gurup III.Darius’la birlikte  Dicle nehrini geçip doğuya çekildi. 8000 kişilik olan büyük gurup ise  Aminda’nın komutasında gemilerle Mısır’a kaçtı.

İssos’ta bulunduğu sırada Darius’un  Damaskos (Şam) şehrine büyük miktarda para gönderdiğini haber alan  Büyük İskender  komutanlarından Parmeniona’yı gönderdi. Damaskos şehrinde tüm yunan seçkinlerini esir aldı.

İssos savaşından 22 ay sonra da Mısır’ı alan Büyük İskender orada bugünkü adıyla İskenderiye şehrini kurdu. (Yunancası Aleksandria).

Bundan sonraki savaş Gavgamila’da oldu. Yunanlıların karşısında yine Yunanlı paralı askerler vardı. Bu kez sayıları sadece 2000 idi. Bunlar İssos savaşından sonra Darius’la birlikte geri çekilen guruptu. Darius’tan para yardımı alan Ispartalıların ayaklanmaları ise bir varlık gösteremedi.

Savaş 1. Ekim 331’de oldu.

 İki ordu Gavgamila denen yerde karşılaşınca Pers ordusunun sayı üstünlüğünden telaşa düşen komutanlar Büyük İskender’e bir gece baskını yapmasını  ve Pers ordusunu dağıtmasını  önerdiler.

Bu öneriye Büyük İkenderin meşhur cevabı şöyle idi:

“- Ben buraya üçkağıtçılıkla savaşı kazanmaya gelmedim”.

Gavgamila  savaşını  da kaybeden III. Darius, at sırtında doğuya doğru kaçtı. Baktrianların bölgesinde Vissos adındaki  Baktrian ve Soğdia  Satrabı tarafından öldürüldü. Vissos III. Darius’un akrabası idi.

Büyük İskender Vissos’u  329 yılının yazında yakaladı. Ekvatana’ya gönderdi (Bugünkü Hamadan). Orada yargılandı. Öldürülmeden önce ihanet suçundan dolayı burnu ve kulakları kesildi.

 Pers imparatorluğu tamamıyla İskender’in eline geçti ve yerine artık bir imparator, bir lider çıkaramaz duruma geldi.

Artık Pers tahtında oturan Büyük İskender’i tehdit edecek  bir yapı kalmamıştı. Darius  öldürülünce  koskoca imparatorluk  ele geçirilmişti. Artık  haerhangi bir tehdit sözkonusu değildi.

 Rahatlıkla artık Pers sarayında eğlenceler düzenliyor, yarışlar  hazırlıyor ve satraplıkları (valilikleri)   komutanları veya kendine bağlı olanlar arasında paylaşıyordu.

******

SİYASİ TARİH

Floransa’lı Makiavelli (1469-1527) Çağdaş reel politikanın kuramcısı kabul edilir.

Siyaset kuramcısıdır. Kendisi Floransalıdır. 7 yaşında Latince öğrenecek kadar iyi bir ağitim almıştır. Babası avukattı. Kendisi diplomattır. Konuşmalar, Savaş Sanatı, Floransa Tarihi ve Adamotu(komedi), Clizia (komedi)   isimleriyle  eserleri vardır.

En önemli eseri şüphesiz ki; 1513’te yazdığı   İl Principe isimli eseridir. Bu eser  Türkçeye Prens, Yunancaya Egemen olarak (İGEMONAS ismi ile) çevrilen yapıtıdır. Real politika dersidir. Birden 26’ya kadar numaralanmış 26 ders veya konudur.  Bu eser hemen hemen Dünya’daki tüm siyasi bilimler dersi veren üniversitelerde, askeri okullarka ders kitabı olarak okutulur. . Veya bu tür okullarda okunması %100 gerekli olan bir kitaptır.

Bu kitapta IV numaralı başlığın altında İskender’e yenilen Pers kralından bahseder ve bu imparatorluğun yapısını  Osmanlı ile  kıyaslar, eşleştirir.

Okuyalım:

 

 

İSKENDER TARAFINDAN İŞGAL EDİLEN DARA

KRALLIĞI ONUN ÖLÜMÜNDEN SONRA

HALEFLERİNE KARŞI NEDEN

AYAKLANMAMIŞTIR

 

Yeni fethedilen bir devletin elde tutulmasındaki güçlükler göz önünde bulundurulursa, Büyük İskender’in kısa bir süre içinde Asya’ya egemen olması ve burayı ele geçirir geçirmez ölümünden sonra bütün bu ülkenin ayaklanması akla yakın görünürken, haleflerinin buraları nasıl tutabildikleri ve onların kendi ihtirasları yüzünden aralarında çıkan güçlüklerden başka güçlüklerle karşılaşmamış olmaları şaşırtıcı gelebilir. Şöyle cevaplayabilirim bunu: Hatırlayabildiğimiz bütün devletler iki farklı biçimde yönetilmişlerdir:

Ya başta mutlakiyetçi bir hükümdar vardır; yönetime yardımcı olan bakanlar onun kulları gibidirler. Hükümdarların izni ve isteği ile bu görevlere gelmişlerdir. Ya da devletin basında bir hükümdar ve yönetimi paylaşan beyler vardır. Bu beyler Bakanlık görevlerini hükümdarın izni ve isteği ile değil soylu olmalarının bir gereği olarak yürütürler. Bu beylerin kendi özel devletleri ve onları senyör olarak kabul eden uyrukları vardır.

 

Bir hükümdar ve onun kulları tarafından yönetilen devletlerde hükümdarın yetkileri çok büyüktür. Ülkenin her yerinde ondan başka bir egemenlik sahibi görülmez. Bakan ya da memur sıfatı ile başkaları bu egemenliği kullansa bile halkın onlara karşı özel bir bağlılığı yoktur. Bu iki çeşit yönetimin günümüzdeki örnekleri Türk padişahı ile Fransa kralında görülür. Türk hükümdarlığı tek bir padişah tarafından yönetilir.

 

Diğerleri kapıkullarıdır. Padişah ülkesini sancaklara ayırmış ve oralara valiler tayin etmiştir. Padişah valileri istediği zaman istediği biçimde değiştirebilir. Fransa kralı ise kalabalık bir soylular sınıfı ile kuşatılmıştır. Bu  soyluların kendilerine, bağlı uyrukları ve ayrıcalıklı durumları vardır. Kral onların bu ayrıcalıklarını —kendini tehlikeye atmadan— ellerinden alamaz.

Bu iki çeşit yönetim biçimi incelenirse, Türk hükümdarlığının ele geçirilmesinin çok güç, fakat bir kez ele geçirilirse onu elde tutmanın ise çok kolay olduğu görülür. Buna karşılık. Fransa krallığını ele geçirmek kolay fakat onu elde tutmak çok güçtür.

 

Türk hükümdarlığını ele geçirmekteki güçlük şuradan doğar. Saldırmak isteyen devleti bu ülkeden çağıracak beyler olmadığı gibi halkın ayaklanması da umut, edilemez. Çünkü herkes padişahın kulu olduğu için onları baştan çıkarmak güçtür. Baştan çıkarılsalar bile bu fazla bir işe yaramaz. Çünkü söylediğimiz sebeplerden dolayı halk onlarla birlikte hareket etmez. Osmanlı devletine kim saldırırsa onu birlik içinde bulacağını hesaplaması gerekir. Bu nedenle umudunu başkalarının iç karışıklığından çok kendi öz kuvvetlerine bağlamalıdır. Fakat bir kez yenik düşüp ordusu bozguna uğrayacak olursa hükümdar soyundan gelenlerin dışında kimseden korkmaya gerek kalmaz. Onlar da yok edilirse, diğerlerinin halk katında saygınlıkları olmadığı için artık çekinilecek hiçbir kimse kalmaz. Zaferden önce onlardan bir şey umulmaması gerektiği gibi zaferden sonra da onlardan korkulması için sebep yoktur.

 

Fransa gibi yönetilen devletlerde durum tümüyle farklıdır. Burada krallığın bazı beylerini elde ederek ülkeye kolaylıkla girilebilir. Memnun olmayanlar ve değişiklik isteyenler her zaman bulunur. Bunlar söylediğim sebeplerden dolayı size kapıları açabilir ve zaferinizi kolaylaştırabilirler. Fakat sonra buraları elde tutmak istediğiniz zaman, ister size önce yardım etmiş olanlar, ister zarar verdiğiniz kişiler olsun, sayısız güçlükler çıkarırlar. Hükümdarın soyunu ortadan kaldırmak yetmez. Geri kalan beyler hareketin başını oluştururlar. Bunların tümünü memnun etmek ya da öldürmek mümkün olmayınca da fırsat ele geçer geçmez savaşı kaybetmiş olursunuz.

 

Dara krallığının yönetim biçimine bakarsak bunun Türk hükümdarının yönetim biçimine benzediğini görürüz. Bu yüzden İskender Dara krallığını kesin bir biçimde çökertmek zorunda kalmıştır. Zaferden sonra Dara ölünce İskender yukarıda belirtilen sebeplerle rahat bir şekilde bu ülkenin sahibi oldu. Eğer ondan sonra gelenler birlik olabilselerdi burada rahatça egemenliklerini sürdürebilirlerdi. Gerçekten bu devlette kendilerinin yarattıkları karışıklıklardan başka bir karışıklık olmadı. Fakat yönetim biçimi Fransa gibi olan devletleri elde tutmak o kadar kolay değildir. Romalılara karşı İspanya’da, Fransa’da ve Yunanistan’da sık sık meydana gelen ayaklanmalar bu memleketlerde birçok beylerin bulunması yüzündendir. Bu beyliklerin hatıraları durduğu sürece Romalıların bu ülkelerdeki egemenlikleri sallantıda kalmıştır. Ne zaman ki imparatorluğun sürekliliği ve gücü sayesinde bu beylerin hatıraları silindi, ancak o zaman güvenlik sahibi oldular. Daha sonra kendi aralarında sürtüşmeler doğunca her biri bir bölgede egemenliğini sürdürüp o yerin sahibi oldu. Fakat bu bölgelerde eski beylerin soyu tükenince Romalılardan başka bir egemenlik tanımadılar.

 

Bütün bu olanlara iyice bakılırsa İskender’in Asya’yı elinde tutmakta bulduğu kolaylıkla, Pyrrhus ve benzerlerinin ele geçirdikleri yerleri tutmakta uğradıkları güçlüklerde şaşılacak bir taraf yoktur. Bu sonuç,fatihlerin niteliklerinden değil, ele geçirilen yerlerin farklı yapılarından kaynaklanır.

 

*****

YORUM:

A- «Ya da devletin basında bir hükümdar ve yönetimi paylaşan beyler vardır. Bu beyler Bakanlık görevlerini hükümdarın izni ve isteği ile değil soylu olmalarının bir gereği olarak yürütürler” diyor .

bunu günümüze şöyle uyarlayalım: Ya, Allah diye tapılan biri vardır ya da yönetime ortak yetkin bireyler vardır.

 

B- Bir hükümdar ve onun kulları tarafından yönetilen devletlerde hükümdarın yetkileri çok büyüktür. Ülkenin her yerinde ondan başka bir egemenlik sahibi görülmez. Bakan ya da memur sıfatı ile başkaları bu egemenliği kullansa bile halkın onlara karşı özel bir bağlılığı yoktur. Bu iki çeşit yönetimin günümüzdeki örnekleri Türk padişahı ile Fransa kralında görülür. Türk hükümdarlığı tek bir padişah tarafından yönetilir.

Bir hükümdar yerine Abdullah Öcalan yazın vre tekrar okuyun!

 

C- Fakat bir kez yenik düşüp ordusu bozguna uğrayacak olursa hükümdar soyundan gelenlerin dışında kimseden korkmaya gerek kalmaz. Onlar da yok edilirse, diğerlerinin halk katında saygınlıkları olmadığı için artık çekinilecek hiçbir kimse kalmaz. Zaferden önce onlardan bir şey umulmaması gerektiği gibi zaferden sonra da onlardan korkulması için sebep yoktur.

 

Bizde yok etmediler. esir hükümdara biat ettirmeye devam ettirdiler.örgütleri de eski kral karşı düşmanlığından dolayı  “eski kralın ordusunu dağıtmak için kendisi ile işbirliğine çağırıp visso durumuna getirdiler. Bizdeki Vissos İç oğlandır. sonuç aynı medot farklı gibi ama değil. Bu maddenin günümüz koşullarında belli bir örgüte uygulanışıdır.

   

 D-Dara krallığının yönetim biçimine bakarsak bunun Türk hükümdarının yönetim biçimine benzediğini görürüz.

 Burada Dara krallığı yerine  “PKK ve başkanı” deyimini koyun!

 

E-Bu sonuç,fatihlerin niteliklerinden değil, ele geçirilen yerlerin farklı yapılarından kaynaklanır.

 

Bu sonuş TC devletinin güçlülüğünden değil, PKKnin tek lidere tapan özelliğinden kaynaklanır. Yerel olarak  PKK içinde bir tek irade sahibi insanın olmamasındak  kaynaklanır.

Şimdilik başka yorum da eklemek istemiyorum.

 

Ali Karduxos, 8 Kasım 2016-Atina

********************

SONRADAN AÇIKLAYICI EK

RUDAW’ın aşağıdaki haberini okuyunuz!

rudaw-kurmanci-iskender

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Νοέμβριος 9, 2016 Posted by | 1, tarih/dirok | Σχολιάστε

Karahan Tepe (Urfa)

 

Göbeklitepe’nin Kardeşi Karahan Tepe Üzerine Doç. Dr. Bahattin Çelik Röportajı

 

Ιουλίου 12, 2016 Posted by | 1, tarih/dirok | Σχολιάστε

1959, TC devletinin Kürd Raporu

 

http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/725769-celal-bayarin-1959da-hazirlattigi-kurt-raporunda-bakin-kimler-var

Murat Bardakçı yazmış

Türkiye’nin bir zamanlar çok önemli görevlerde bulunmuş bir devlet adamının ailesi, ellerinde bulunan özel arşivinin bir bölümünü geçenlerde bana verdiler. Kendilerine teşekkür borçlu olduğum bu aileden gelen evrak arasında, Celâl Bayar’ın 1959’da cumhurbaşkanı olduğu sırada hazırlattığı bir “Kürt raporu” da vardı.

Devlet Arşivleri’nde 70 küsur seneden buyanamuhafaza edilen “DersimBelgeleri”nin üzerindeki “gizlilik” derecesi kaldırıldı. Evrakın araştırmacılar tarafından bundan böyle kullanılabileceği duyuruldu ve bazı belgeler, Dersim harekâtı ile ilgili olarak açılan tazminat davalarına da kanıt olarak gönderildi. Dersimolayları ve Türkiye’deki Kürtçülük faaliyetleri ile ilgili bu yeni belge yağmuru modasından geri kalmak istemedimve geçtiğimiz günlerde bana ulaşan özel bir arşivde bulunan bir belgeyi yayınlayarak yeni akıma uyayımdedim… Sözünü ettiğimözel arşivin öyküsü, kısaca şöyle: Geçmişte uzun seneler resmî görevlerde ve çok önemli bakanlıklarda bulunmuş rahmetli bir devlet adamının ailesi, büyükbabaları olan bu devlet adamının hâlen kendilerinde bulunan arşivindeki bazı belgeleri birmüddet önce bana verdiler.

HER TÜRLÜ BİLGİ VAR

Bu özel arşivde, 1950’ler ve 60’lar Türkiye’sinin artık tarih kitaplarına intikal etmiş olan bazı iç ve dış güvenlik konuları ile özellikle de Kürtçülük faaliyetleri ve sol hareketler hakkında ayrıntılı bilgiler ve raporlar vardı. Bugün bir bölümünü yayınladığımrapor da, bu devlet adamının özel arşivinde idi. Ancak, dün, bu yazıyı yazmadan önce evrakı bana veren aileden isimlerinden bahsetme konusunda henüz izin almamış olduğumiçin, evrakın asıl sahibi olan devlet adamının ismini vermeyecek, ailesine teşekkürlerimi tekrarlamakla yetineceğim… Türk siyaset hayatının bir zamanlar en güçlü isimlerinden olan devlet adamının evrakı arasında, 1959’da zamanın cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın emri ile hazırlanan “Türkiye’de Bugünkü Kürtçülük Fikir ve Cereyanının Doğuşu” başlıklı bir rapor da bulunuyor. Raporun üzerine zımbalanan etikette “İşbu rapor Sayın Reisicumhur Hazretleri’nin emirleriyle not halinde hazırlanmış ve kendilerine takdim olunmuştur” deniyor. Raporda yazılanların bir kısmını bu sayfadaki kutularda okuyabilirsiniz…

‘NEFRET TARİHÇİLERİ’NE ÖRNEK

Daha önce de söylemiştim: Türkiye’de son senelerde ortaya yeni bir tarihçi grubu çıktı… Devletin geçmişte yaptığı herşeyi eleştiriyor, hattâ küfrediyorlar ve “nefret tarihçiliği” yapıyorlar… “Nefret tarihçileri”nin ortak özelliklerinden biri de ortaya belgelere dayalı yeni bir araştırma koymamak ama 1930’larda çok az sayıda basılmış bazı “hizmetemahsus” kitapları 70 küsur senelik aradan sonra “Devletin gizli arşivini keşfettik” iddiası ile tekrar yayınlamak ve bu işi “araştırmacılık” zannetmek! Mâlum“nefret tarihçileri”miz, bugün bu sayfada yeralan raporu okurlarsa, “ilk kez yayın”ın ne demek olduğu konusunda belki bir fikir edinebilirler…

İktidarın milletvekilleri bile ‘Kürtçü’ diye listeye alınmış

CELÂL Bayar’ın talimatı ile hazırlanan raporda “Memleketimizde Kürtçülük Cereyanlarını ve Propagandasını Sevk ve İdare Edenlerden Başlıcaları Şunlardır” başlığı altında 38 kişilik bir liste de yeralıyor. Listede, sıradan birkaç eylemcinin yanısıra, o dönem Türkiyesi’nin bazı önemli politikacılarının ve sonraki senelerde bilim dünyasında önemli yerler edinecek olan genç akademisyenlerin de bulunduğu görülüyor. Üstelik, kuruculuğunu Celâl Bayar’ın yapmış olduğu Demokrat Parti’den milletvekili olan bazı kişiler de raporda “Kürtçü liderler” arasında gösteriliyor. Dolayısıyla, aşağıda tamamını yayınladığım listedeki isimlerin Türkiye’de o günlerde aslen Kürt olan herkese “Kürtçü” gözü ile bakıldığı hatırlanarak değerlendirilmesi gerekir. İşte, Celâl Bayar’a sunulan liste:

“1. Şeyh ALİ RIZA ŞEYHSAİTOĞLU, maslup (asılan) Şeyh Said’in oğludur. Bu zat aynı zamanda Kürtler’in siyasî ve dinî lideri durumundadır.

2. Şeyh SELÂHATTİN ŞEYHSAİTOĞLU, maslup (asılan) Şeyh Said’in oğludur. Kardeşi Ali Rıza’nın tesir ve nüfuzu altındadır.

3. Şeyh KASIM KÜFREVÎ, halen Ağrı mebusudur.

4. HALİS ÖZTÜRK, halen Ağrı mebusudur.

5. Dr. YUSUF AZİZOĞLU, sabık Diyarbakır mebusudur.

6. Avukat İSMAİL HAKKI ALACA, Kars’ta ikamet etmektedir.

7. Şeyh SELÂHATTİN İNAN, maslup (asılan) Şeyh Ali’nin oğludur.

8. ESAT CEMİLOĞLU, Diyarbakır’da çiftçilikle meşguldür.

9. ALİ KARAHAN, Zaza Kürtleri’nden olup halen avukatlık yapmaktadır. Siverek şeyhinin oğludur.

10. Doçent ABDÜLKADİR KARAHAN, Ali Karahan’ın amcasının oğludur. Halen İstanbul Edebiyat Fakültesi’ndedir.

11. FAHRİ KARAHAN, Siverek’te doktorluk yapmaktadır.

12. İBRAHİM KARAHAN, halen Siverek’te çiftçilikle meşguldür.

13. HASAN ORAL, halen Urfa mebusudur.

14. KİNYAS KARTAL, Van’da ticaretle meşguldür. Bruki aşiretinin reisidir.

15. EBUBEKİR ERTAŞ, Ertuşi aşireti reisidir.

16. GALİP YÜKSEK, Berazî aşiretinin Pijanlı kolu reisidir. Suriye’de oturan Kürtçü liderlerden BOZAN ŞAHİN’e kızını vermek suretiyle akraba olmuştur,

17. SALİH KILIÇ, Suruç’ta Dinaî aşireti reisidir. Millî Mücadele esnasında Ketkânlı aşiretiyle birleşerek Fransızlar’a hizmet etmiştir.

18. NACİ GÜNEŞ, (Şemseddinof), Zilân aşireti ileri gelenlerindendir.

19. ATİK PALANDÖKEN, Erzurum İl Genel Meclis üyesidir.

20. MECİT HUN, Geloi oymağı reisi AHMET ŞEMO’nun oğludur, müfrit Kürtçü olup “Dil” gazetesinin sahibidir.

21. Avukat SALİH YILDIZ, Van’da avukatlık yapmaktadır.

22. MÜSLİM GÖRENTAŞ, halen Van mebusudur.

23. HASAN ve RESUL KOTAN kardeşler, Kotan aşireti reisi ABDÜLKADİR’in (ölü) oğullarıdır. İkinci Dünya Harbi’nde İran’da Ruslar tarafından kurulan Mahabat Hükümeti’nde vazife almışlardır.

24. AHMET KARAKOÇ, Cemil Paşazadelerdendir.

25. NEJAT CEMİLOĞLU, Cemil Paşazadelerdendir.

26. CANİP YILDIRIM, Kürt istiklâline inanmış bir kimsedir. Paris’te hukuk doktorasını yaparken Kürt lideri KÂMURAN BEDİRHAN’la müştereken Kürtçülük faaliyetlerini organize ettiği öğrenilmiştir.

27. RECAİ İSKENDEROĞLU, Diyarbakır’da avukatlık yapmaktadır.

28. KEMAL BADİLLİ, Badilli aşireti reisi SAİT AĞA’nın oğludur. İdealist bir Kürtçüdür.

29. MEHET ve NADİR SÜPHANDAĞI kardeşler, Haydaranlı aşireti reisi Kör Hüseyin Paşa’nın oğullarıdır. Her ikisi de koyu Kürtçüdür.

30. Şeyh MASUM MUTLU, Kürtçülük ve irticanın Şark’taki lideridir.

31. HASAN KEMALOĞLU ve oğlu SELÂHATTİN KEMALOĞLU, baba oğul her ikisi de koyu Kürtçüdür.

32. SABRİ ERDUMAN, halen Erzurum mebusudur. Şeyh ALİ RIZA’nın tesiri altındadır.

33. HÜSEYİN TİRYAKİ, Erzincan’da ikamet eder, koyu Kürtçüdür.

34. HÜSEYİN AKSU, Alevi Abbasuşağı aşireti reisidir.

35. HASAN ŞAHİN ve oğulları ALİŞAN ŞAHİN, HÜSEYİN ŞAHİN, Şah Hüseyin Oğulları ailesinden olup hepsi koyu Kürtçüdür.

36. EDİP ALTINAKAR, babası SIDDIK, Şeyh Sait isyanında idam edilmiştir.

37. AZİZ GÖKHAN, Berazî aşiretinin Şeddadî kolu reisidir. 38. HACI ALİ BUCAK, Bucak aşireti reisidir”.

1959’da önerilen tedbirler: Ajan, sansür ve Türkleştirme!

CELÂL Bayar’ın 1959’da cumhurbaşkanı olduğu sırada hazırlattığı raporun ilk bölümünde, Türkiye’deki Kürtçülük faaliyetlerinin nasıl başladığı konusunda kısa bir açıklamadan sonra Kürt talepleri ve bu taleplere karşı alınması gereken önlemler sıralanıyor. Raporun girişinde, şöyle deniyor:

“Memleketimizde Kürtçülük fikri, İkinci Dünya Savaşı’na kadar Ağa, Bey, Şeyh gibi reisler ile Bedirhânî ve Babanlar gibi emir veya hükümdar olmak arzusunda olan aileler tarafından müdafaa ve takip edilmiş ve bu fikir yabancı devletler tarafından kendi maksat ve emelleri için istismar olunarak zaman zaman cahil halk kitleleri ayaklandırılmak suretiyle müzmin bir hale getirilmiştir. …Cumhuriyetin ilânından sonra memleketimizde vukua gelen Kürt isyanlarının hepsinin şiddetle bastırılması, isyana iştirak edenlerin ağır cezalara çarptırılmaları, bu arada kendilerine vaadlerde bulunan büyük devletlerin bu vaadlerini yerine getirmemiş olmaları, Kürt liderlerin ve cahil halkın gözünü yıldırmıştır. Kürtler, davâlarını artık silâhla ve isyanlarla kazanamayacaklarına emin olmuşlardır. Bu bakımdan Kürtçülük dâvâsının önderliğini yapan şahıslar, gayelerine ulaşabilmek için yeni bir metod takip etmeğe başlamıştır”. Raporun son kısmında ise, “Alınacak Tedbirler” başlığı altında Kürtçülük faaliyetlerine karşı devletin neler yapması gerektiği, maddeler halinde sıralanıyor:

“…Aşağıdaki tedbirler, âcilen ele alınması gereken hususlardır: Şark bölgesindeki istihbarat faaliyeti ve ajanlama işinin takviyesi ve bu bakımdan daha büyük maddî fedakârlıklara katlanılması lâzımdır. İstanbul’daki gençlik esaslı bir kadro ile ve ajanlarla hepsinden önce de bazı Türkçü liderlerle murakabe edilmeli (denetlenmeli) ve kılavuzlanmalıdır. Türk ve Kürt kültürü arasındaki fark görünmez şekle sokulmalı ve onların tertip ettiği Şark geceleri, folklor ve kültür gayretleri maarif ve kültür sistemimize göre ele alınıp Türk kültürüne temsil edilmelerine çalışılmalıdır. Yeni teknik imkânlarımızdan faydalanarak neşriyat yapan üç dış radyonun dinlenmesine mâni olunmalıdır. Posta sansürü Kürt muhaberat ve neşriyatına karşı daha geniş ölçüde işletilmelidir. Bunlarla uyumlu olarak politik müdahale ve karıştırmalar da tertip olunabilir. İran’la bu konudaki işbirliğinin güçlendirilmesi lâzımdır. Irak devleti, Kürtçülükle mücadeleye ikna olunmalıdır”.

 

 

 

 

Ιουλίου 12, 2016 Posted by | 1, tarih/dirok | Σχολιάστε

Kürd Kültürü «Da-dar-dan-nan kültürü’dür»

Μαΐου 30, 2016 Posted by | 1, tarih/dirok | Σχολιάστε